⏱ 15 Dk OkumaSiber Hukuk & Toplum26 Ağustos 2026

Telegram gibi şifreli mesajlaşma uygulamalarında, ortaokul öğrencilerinden K-Pop idollerine kadar binlerce kadının rızası dışında üretilen pornografik görüntülerin (agir-ceza-yasa-tasarisi-dijital-kimligimizin-isgali">deepfake) yayılmasıyla patlak veren kriz, Güney Kore adalet sisteminin teknolojiye karşı şimdiye kadar verdiği en sert tepkiyi doğurdu.

1. Radikal Değişim: "Üretmek" Artık Doğrudan Suç

Eski yasal düzenlemelerde, bir deepfake içeriğinin suç sayılabilmesi için "yayma veya ticari amaç gütme" şartı aranıyordu. Bu durum, şantajcıların ve içerik üreticilerinin bilgisayarlarında binlerce sahte video tutmasına rağmen hukuki boşluklardan faydalanmasına neden oluyordu.

2. Platformlara Verilen Ültimatom: 24 Saat Kuralı

Yasa sadece bireyleri değil, bu içeriklerin yayıldığı teknoloji devlerini de doğrudan hedef alıyor. Özellikle deepfake suçlarının ana merkezi haline gelen uçtan uca şifreli mesajlaşma platformlarına çok sert bir ültimatom verildi.

Yeni yasaya göre; polis veya mağdur tarafından platforma şikayet iletildiği andan itibaren, platform yönetimi ilgili sentetik içeriği 24 saat içinde silmek zorundadır. İçeriği silmeyen, şifreleme bahanesiyle polise kullanıcı log'larını vermeyi reddeden platformlar, Güney Kore pazarında doğrudan "bant daraltma" (erişim engeli) cezasına çarptırılacak ve ülkedeki dijital reklam gelirlerine devlet tarafından el konulabilecektir.

3. İfade Özgürlüğü mü, Dijital Güvenlik mi?

Yasanın geçmesi halk nezdinde büyük bir sevinçle karşılansa da, teknoloji hakları savunucuları platformlara getirilen 24 saat kuralının ve doğrudan engelleme yetkisinin "aşırı sansür" (over-censorship) riski taşıdığını belirtiyor. Algoritmaların hangi videonun deepfake, hangisinin gerçek (veya yasal bir parodi) olduğunu ayırt edemediği durumlarda, şirketlerin para cezası yememek için her türlü şüpheli içeriği silerek ifade özgürlüğünü kısıtlayabileceği endişesi dillendiriliyor.

Uzman Görüşü: Burhan Doğuş Ayparlar

Güney Kore Ulusal Meclisi'nin 26 Ağustos'ta geçirdiği bu yasa, teknolojinin hukuksuzluk kalkanı olarak kullanılamayacağının dünyaya ilanıdır. Deepfake üretimini, 'yayma şartı' aranmaksızın suç saymak, dijital çağda atılmış devrimci bir adımdır. Bir kişinin yüzünü kendi rızası dışında cinsel bir eyleme alet etmek, eylem dijital dünyada kalsa dahi o kişinin onuruna ve 'Biyometrik Mülkiyetine' (Biometric Property) yapılmış açık bir tecavüzdür.

Platformlara yönelik 24 saatlik süre kısıtlaması ve bant daraltma yaptırımları ise vahşi kapitalizme karşı devletin egemenlik haklarını koruma refleksidir. 'Biz şifreli bir ağız, kimseye müdahale edemeyiz' savunması artık hukuken iflas etmiştir. Piyasadan milyarlarca dolar reklam geliri elde eden hiçbir şirket, bir ülkenin vatandaşlarının dijital olarak istismar edildiği bir suç mahalline dönüşemez. Güney Kore'nin bu sert ama gerekli adımı, önümüzdeki yıllarda Avrupa ve Türkiye gibi teknoloji regülasyonlarına kafa yoran diğer devletler için mutlak bir rol model (blueprint) olacaktır. İnsan onuru, algoritmik özgürlüğün üstündedir.