Taslak ne yapıyor?

Kılavuz, Adalet Bakanlığı bünyesinde bir akademisyenin başkanlığında çalışan yapay zekâ hukuk teknolojileri özel alt komisyonunun ürünü. Merkezî hamlesi tanımsal. Taslak, bir kategori yaratıyor: hüküm tipi yapay zekâ hukuk teknolojisi hizmetleri. Bu kategori, kullanıcının somut olgularını girdiği, sistemin bu olgulara hukuku uyguladığı ve çıktının o kullanıcının durumuna ilişkin bir hukuki sonuç olduğu hizmetleri kapsıyor.

Taslağın 2. maddesi, bir avukatın böyle bir hizmeti genel tüketicilere ücret karşılığı sunamayacağını öngörüyor. Çizginin öbür tarafında kalan hizmetler — bir kanunun ne dediğini açıklamak, bir usulü tarif etmek, bir uyuşmazlık türünün genel olarak nasıl işlediğini özetlemek — ücretli olarak sunulabilmeye devam ediyor.

Model, Japonya'nın yapay zekâ ile sözleşme incelemesine ilişkin 2023 tarihli Adalet Bakanlığı kılavuzu. Japon metni yapısal olarak aynı soruyu ele almıştı: otomatik bir hizmet hangi noktada bir araç olmaktan çıkıp, yalnızca nitelikli kişilere ayrılmış hukuki faaliyete dönüşür?

Neden kanun değil de bakanlık kılavuzu?

Arkadaki kanun, hukuki işlerin görülmesini nitelikli avukatlara ayıran Avukatlık Kanunu (Attorney-at-Law Act). Hukuki işleri gören bir yazılım hizmetinin bu ayrılmış alanın içine girip girmediği gerçekten çözülmemiş bir soru ve bir bakanlığın kararnameyle yanıtlayabileceği türden değil.

Bir kılavuzun yapabileceği şey, Bakanlığın kanunu nasıl okuduğunu ortaya koymaktır; bu da sağlayıcılara kovuşturma riskinin nerede durduğunu söyler. Bu, kanundan zayıf, bir doktrin görüşünden güçlü bir araçtır — ve KVKK'nın rehberlerini Türkiye'de bağlayıcı olmadıkları hâlde sonuç doğurucu kılan mekanizmanın aynısıdır. Her iki ülkede de düzenleyicinin beyan edilmiş beklentisi, yaptırım pratiğinin fiilî ölçütüne dönüşüyor.

Kore'nin kanun beklemek yerine kılavuza başvurmak için özel bir sebebi var. Baronun yıllarca mücadele ettiği avukat eşleştirme platformu Lawtalk çevresindeki uzun uyuşmazlık — platformda yer alan avukatlara verilen disiplin cezalarının sonunda iptal edilmesiyle sonuçlanan süreç — sınırın mesleki öz düzenlemeye bırakılmasının yıllarca süren çatışma, tutarsız sonuçlar ve hiçbir açıklık üretmediğini gösterdi. Bakanlık, bir on yıl daha bunu yaşamaktansa erkenden pozisyon açıklamanın daha iyi olduğu sonucuna varmış görünüyor.

Uydurma içtihat verisi

23 Eylül tarihli takip haberleri, bu tartışmanın delil zeminini sağladı ve hikâyenin en uzağa gidecek kısmı da burası.

Kore yargısından iki rakam aktarıldı. Patent Mahkemesi'nde görülen bir dosyada, dilekçelerde atıf yapılan sekiz içtihadın var olmadığı tespit edildi. Bir yargısal eğitim oturumunda ise dolaşıma sokulan kırk içtihattan otuz dokuzunun gerçek olmadığı görüldü.

Üzerinde durulması gereken ikinci rakam. Burada köşe kesen bir davacı yok; mesleki bir eğitim bağlamında dolaşan materyal var, katılımcılar hâkim ve uydurma oranı neredeyse tam.

Uydurma atıf artık belgelenmiş uluslararası bir olgu. Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Kanada ve Avustralya başta olmak üzere pek çok ülkenin mahkemeleri, var olmayan kararlara dayanan dilekçeler sunan avukatlara yaptırım uyguladı ve toplam sayı çoktan yüzleri buldu. Kore rakamlarının eklediği şey yenilik değil, yoğunluk duygusu. Tek bir uydurma atıf bireysel bir kusurdur. Kırkta otuz dokuz, aracın kullanıldığı biçimin sistemik bir özelliğidir.

Bu rakam, taslağın biçimini de açıklıyor. Kusur biçimi arızi hata olsaydı cevap doğrulama yükümlülükleri olurdu. Kusur biçimi, çıktının geniş ölçekte kendinden emin bir şekilde yanlış olması ve bu yanlışlığın uzman olmayan biri için görünmez olmasıysa, cevabın çıktıyı aracısız olarak kimin alabileceğini düzenlemesi gerekir. Tüketiciye yönelik bir kısıtlamanın yaptığı iş tam olarak budur.

Asimetri sorunu

Koreli uygulamacılardan gelen itiraz hemen ve yanıtlanması güç: kural yerli sağlayıcıları ve avukatları bağlıyor, yurt dışından işletilen genel amaçlı modeller ise hiçbirine tabi değil.

Kendi olgularına ilişkin bir hukuki sonuç isteyen Koreli bir tüketici, bunu saniyeler içinde, Kore'de hiçbir düzenleyici ilişkisi, mesleki sigortası, disiplin sorumluluğu ve doğru olma yükümlülüğü bulunmayan genel amaçlı bir asistandan alabiliyor. Kılavuzun kısıtladığı şey ise, Kore mesleki düzenlemesine tabi kişilerce kurulacak, bir baro tarafından denetlenecek ve bir Kore mahkemesinin ulaşabileceği yerli hizmet.

Bu yeni bir sorun değil; platform düzenlemesinin standart biçimi ve düzenlenmemiş yabancı bir ikame ile karşı karşıya kalan yerli bir sektörü düzenleyen her ülkede tekrar ediyor. Ancak burada keskin bir kenarı var; çünkü düzenlenen faaliyette tehlikede olan şey tam da kalite farkı. Hüküm vermesi yasaklanan bir Kore hukuk teknolojisi hizmeti, hükmü kötü veren bir yabancı sohbet robotuna yenilir. Tüketici daha kötü durumda, yerli sektör daha kötü durumda kalır; yardım gören tek taraf düzenlenmemiş sağlayıcıdır.

Savunulabilir cevap şu: kısıtlama yazılıma değil avukata bağlanıyor ve mesleki düzenleme her zaman görüş beyan eden herkese değil, meslek mensuplarına uygulanmıştır. Bir kişi komşusuna kötü hukuki tavsiye verebilir; bir avukat bunu satamaz. Bu çerçeveleme tutarlı ve muhtemelen doğru olanı, ama rekabet asimetrisini ortadan kaldırmıyor.

Çizgi tam olarak nereye düşüyor?

Bilgi ile hüküm arasındaki ayrım sezgisel, fakat işletilmesi kulağa geldiğinden çok daha zor.

Bir kademelenme düşünün. Bir kanunun metnini aktaran hizmet açıkça bilgidir. Kanunun genel olarak ne anlama geldiğini açıklayan hizmet hâlâ bilgidir. Tarif edilen bir durum tipi bakımından ne anlama geldiğini açıklayan hizmet kaymaya başlamıştır. Kullanıcıdan olgularını isteyip hangi hükmün uygulanacağını söyleyen hizmet tartışmalı biçimde çizgiyi geçmiştir. Kullanıcıya talebinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığını söyleyen hizmet kesinlikle geçmiştir. Bu sonucu yansıtan bir belgeyi kaleme alan hizmet iki kez geçmiştir.

Güçlük, geçişin sürekli, kuralın ise ikili olması. Sağlayıcılar tam sınırda inşa edecek; çünkü ürün değeri orada. Koşullu ifadelerle kurulmuş hizmetler bekleyin: "talebiniz zamanaşımına uğramıştır" değil, "bu tür talepler genellikle şu süre sonunda zamanaşımına uğrar; girdiğiniz olgular doğruysa bu kural olağan olarak uygulanır." Bu, bilginin dilbilgisini giymiş bir hükümdür ve asıl yorum kavgası burada olacak.

Kademelenmenin bir de zaman boyutu var ve bu genellikle gözden kaçıyor. Aynı hizmet, tek bir soruya verdiği cevapla bilgi tarafında kalabilirken, kullanıcının art arda sorduğu sorularla birlikte ilerleyen bir diyalogda hüküm tarafına geçer. Kullanıcı olguları parça parça verir, sistem her adımda daralır ve on beşinci mesajda ortaya çıkan şey, hiçbir tek cümleye bakarak hüküm diye nitelendiremeyeceğiniz, ama bütün olarak tam da bir hukuki değerlendirme olan bir metindir. Kuralın uygulanacağı birim tek bir çıktı mı yoksa oturumun tamamı mı — taslak bunu söylemiyor ve denetim pratiğinde bu, tanımın kendisinden daha belirleyici olabilir.

Japon kılavuzu aynı sorunla sözleşme incelemesi bağlamında karşılaştı ve orada ortaya çıkan işlerlikli ayrım, insan meslek mensubunun rolüne ilişkindi: çıktısı müvekkile ulaşmadan önce bir avukat tarafından incelenen sistem bir araçtır; çıktısı doğrudan müvekkile ulaşan sistem başka bir şeydir. Bu ölçüt içerik temelli ölçütten daha uygulanabilir; çünkü bir cümlenin kademelenmenin neresine düştüğünü değil, bir süreç olgusunu soruyor. Denetlenebilir, belgelenebilir ve bir disiplin dosyasında ispatlanabilir.

İş modeline etkisi

Kısıtlama, genel tüketicilere ücretli sunuma yönelik ve bu üç unsurun her biri sağlayıcıların izleyeceği bir tasarım talimatıdır.

"Ücretli" unsuru dolaylı gelir modellerine işaret ediyor. Ücretsiz verilen bir sonucun bir avukata yönlendirmeyle sonuçlanması ve yönlendirme bedelinin avukat tarafından ödenmesi, yasaklanan işlem gerçekleşmeden aynı ürünü sunar. Bunun denetimden geçip geçmeyeceği, kılavuzun kullanıcının ödemesi dışındaki kanallardan akan değeri nasıl ele aldığına bağlı — ve yönlendirme düzenlemeleri Kore mesleki mevzuatında zaten çekişmeli bir alan; Lawtalk uyuşmazlığı esasen bununla ilgiliydi.

"Genel tüketiciler" unsuru kurumsal müşterilere işaret ediyor. Şirketlere, şirket içi hukuk birimlerine veya hukuk bürolarına sunulan bir hizmet, tüketiciye yönelik bir kısıtlamanın dışında kalır. Hukuk teknolojisi değerinin büyük kısmı zaten oradaydı; muhtemel etki, hâlihazırda süren bir kaymayı hızlandırmak olacak: büyük ama gelire dönüştürülmesi zor ve artık düzenlenmiş olan tüketici pazarından uzaklaşıp, daha küçük, daha iyi finanse edilmiş ve kısıtlanmamış kurumsal pazara doğru.

"Hüküm" unsuru incelenmiş çıktı modeline işaret ediyor. Sistemin taslağı hazırladığı ve teslimden önce nitelikli bir avukatın onayladığı bir hizmet, düzenlenmiş bir sunum değil bir verimlilik aracıdır. En olası varış noktası budur ve tartışmanın ima ettiğinden çok daha iyi bir sonuçtur: verimlilik kazancını korur, sorumlu bir meslek mensubunu devrede tutar ve tüketiciye dava edebileceği bir muhatap bırakır.

Taslağın kabul edilmesi hâlindeki etkisi bu yüzden yapay zekâyı Kore hukuki hizmetlerinden çıkarmak olmayacak. Tüketiciye yönelik sonuçlarda teslim zincirine bir insan meslek mensubu koymayı zorunlu kılmak ve geri kalan her şeyi kurumsal müşterilere doğru itmek olacak. Bunun doğru tahsis olup olmadığı bir politika sorusu. En azından tutarlı bir politika sorusu.

Altta yatan sorumluluk boşluğu

Taslağın ele almadığı ve hiçbir ülkenin yanıtlamadığı bir soru var: bir yapay zekâ hukuk hizmeti yanıldığında kim sorumludur?

Avukat bakımından durum yerleşiktir. Mesleki kusur sorumluluğu, disiplin yargısı, çoğu sistemde zorunlu mesleki sorumluluk sigortası ve tanımlı borçları olan bir vekâlet ilişkisi. Kötü tavsiye alan müvekkilin bir davalısı, tavsiyenin ölçüleceği bir standardı ve genellikle tahsil edebileceği bir kaynağı vardır.

Bir yazılım hizmetinden kötü bir hukuki sonuç alan tüketici bakımından bunların esasen hiçbiri yoktur. Kullanım koşulları tavsiye niteliğini reddeder, güven oluşturmayı reddeder ve sorumluluğu abonelik bedeliyle sınırlar. Uygulanacak bir mesleki standart yoktur; çünkü sağlayıcı meslek mensubu değildir. Sigorta zorunluluğu yoktur. Sağlayıcı yurt dışındaysa, esasa ilişkin sorunlardan önce bir yargı yetkisi sorunu vardır.

Türk hukukçular bu boşluğu tanıdık bulacaktır. Bir avukatın sorumluluğu vekâlet ilişkisinden, meslek kurallarından ve baronun disiplin yetkisinden doğar; bunların hiçbiri bir yazılım lisansı sözleşmesinde karşılığını bulmaz. Bir yazılım sağlayıcısına karşı ileri sürülebilecek olan, ayıplı ifa ya da genel sözleşmesel sorumluluk hükümleridir ve bu hükümler, kullanım koşullarındaki sorumsuzluk kayıtlarının tüketici lehine sınırlanabildiği ölçüde işler. Tüketicinin karşısındaki asıl engel ise ispat: hukuki bir görüşün yanlış olduğunu ortaya koymak, bir malın ayıplı olduğunu ortaya koymaktan çok daha zordur ve bunu yapabilmek için çoğu zaman zaten bir avukata ihtiyaç vardır.

Kore yaklaşımının en güçlü argümanı budur ve taslak bunu yalnızca zımnen kuruyor. Hukuki hizmetlerin nitelikli kişilere ayrılması esasen bir yeterlilik meselesi değildir. Tavsiyeye sonuç bağlamak meselesidir. Bir hizmetin, bu sonuçları bağlamadan hukuki hüküm vermesine izin veren bir rejim faaliyeti serbestleştirmiş olmaz; zararı yerinde bırakıp hukuki çareyi kaldırmış olur.

Dürüst karşı argüman şu: pek çok tüketici için alternatif hiç tavsiye almamaktır ve avukat tutamayan biri için kusurlu bir cevap sessizlikten iyi olabilir. Bu argüman, meslek kuruluşlarının genellikle gösterdiğinden daha fazla saygıyı hak ediyor. Ancak bu, doğru tavsiyeyi ucuzlatmanın argümanıdır; yanlış tavsiyeyi sorumsuz kılmanın değil. Uydurma atıf rakamları da ikisi arasındaki mesafenin iyimser senaryonun varsaydığından daha geniş olduğunu gösteriyor.

Türkiye açısından anlamı

Türkiye aynı kanuni mimariye sahip ve bu tartışmayı henüz hiç yapmadı.

Avukatlık Kanunu hukuki hizmetlerin sunulmasını düzenliyor; özellikle 35. madde belirli hukuki işleri avukatlara ayırıyor. Türk bir tüketicinin olgularını alıp hukuki durumuna ilişkin bir sonuç veren yazılım hizmeti, bu ayrılmış alanı ilk bakışta harekete geçirir. Bunun kapsam içinde olup olmadığını çözen ne bir rehber, ne bir baro görüşü, ne de yayımlanmış bir karar var.

Türkiye Barolar Birliği, Kore taslağının basına yansımasından bir gün sonra yayımlanan KVKK rehberine katkı verdi. O rehber, bir avukatın müvekkil verisiyle ne yapabileceğini ele alıyor. Avukat olmayan bir hizmetin, bir tüketicinin hukuki sorusuyla ne yapabileceğini ele almıyor; bu ayrı ve henüz sorulmamış bir soru.

Türk uygulaması bakımından sorunun iki ayrı ucu olduğunu görmek gerekiyor. Birincisi, hizmeti kimin sunduğu. Hizmeti bir avukat ya da avukat ortaklığı sunuyorsa mesele meslek kuralları, reklam yasağı ve iş kabulüne ilişkin sınırlarla iç içe geçer; hizmeti avukat olmayan bir teknoloji şirketi sunuyorsa doğrudan avukatlık tekeline ilişkin hükümler devreye girer ve yaptırım cephesi ceza hukukuna kadar uzanır. İkincisi, çıktının niteliği. Genel bir bilgilendirme metni ile somut olaya uygulanmış bir hukuki değerlendirme arasındaki fark, Türk hukukunda da Kore taslağındakiyle aynı yerde duruyor; fark şu ki bizde bunu söyleyen yazılı bir metin yok ve uygulamacılar bugün bu değerlendirmeyi kendi başlarına yapmak zorunda.

Türk hukuk teknolojisi ürünleri şu anda inşa ediliyor. Bunların bir kısmı Kore çizgisinin hüküm tarafında duracak. Sınırı çözmenin makul zamanı, bir disiplin soruşturması ya da yetkisiz avukatlık iddiasıyla yapılan bir suç duyurusu onu kötü olgular üzerinden, tek bir dosyada ve mesleğin politika tartışması yapma imkânı olmadan çözmeye zorlamadan öncedir.

Bir de mesleki tekel çerçevelemesinin gizlediği tüketici boyutu var. Tüketicilere hukuki sonuç veren bir hizmetten endişe duymanın asıl sebebi, avukatlarla rekabet etmesi değil. Alıcının çıktıyı değerlendirememesi. Talebinin zamanaşımına uğradığı söylenen bir tüketicinin, cevabı destekleyen kararın var olmadığını tespit etmesinin hiçbir yolu yoktur. Kırkta otuz dokuz rakamı, bunun ölçeklenmiş hâlidir ve mesleki bir olgu olmadan önce bir tüketicinin korunması olgusudur.

Bundan sonra ne izlenmeli?

Taslağın basına yansıyan hâliyle kabul edilip edilmeyeceği ve özellikle 2. maddedeki ücret şartının ayakta kalıp kalmayacağı — ücretli sunuma ilişkin bir kısıtlama yönlendirme modelini davet ederken, sunumun kendisine ilişkin bir kısıtlama çok daha geniş ve çok daha tartışmalı olurdu. Kore Barolar Birliği'nin, Lawtalk geçmişi göz önünde bulundurulduğunda Bakanlığın konumuna uyum sağlayıp sağlamayacağı yoksa daha katı bir şey mi arayacağı. Kore Yapay Zekâ Temel Kanunu ve şeffaflık kılavuzu kapsamındaki etiketleme yükümlülüklerinin, genel amaçlı asistanlar tarafından verilen hukuki sonuçlara uzatılıp uzatılmayacağı — yabancı sağlayıcılara dokunan tek yol bu. Herhangi bir Kore mahkemesinden doğrudan Avukatlık Kanunu sınırına ilişkin bir karar istenip istenmeyeceği; böyle bir karar bir kılavuzun çözebileceğinden çok daha fazlasını çözerdi. Ve Türkiye Barolar Birliği'nin, veri sorusunda KVKK ile birlikte çalışmasının hemen ardından, kapsam sorusunu hâlâ bir politika çalışması olarak ele alınabilecekken gündeme alıp almayacağı.

Sık Sorulan Sorular

Taslak Kore'de hukuk pratiğinde yapay zekâyı yasaklıyor mu?

Hayır. Ücretli, tüketiciye yönelik ve kullanıcının kendi olguları üzerinde hukuki sonuç veren hizmetleri ele alıyor. Avukatların yapay zekâyı kurum içinde kullanması ve hukuku somut bir duruma uygulamadan hukuki bilgi sunan hizmetler, taslak hâliyle kısıtlamanın dışında.

Yürürlükte mi?

Hayır. Eylül 2026'da basına yansıyan bir taslak kılavuz ve kılavuzlar bağlayıcı kural değil, Bakanlığın konumunu açıklayan metinlerdir. Yaptırım tutumunu gösterir; Avukatlık Kanunu'nu kendiliğinden değiştirmez.

Neden Koreli sağlayıcıları bağlıyor da yabancı sohbet robotlarını bağlamıyor?

Çünkü mesleki düzenleme üzerinden işliyor; bu da avukatlara ve onların sunduğu hizmetlere bağlanır. Yabancı genel amaçlı bir asistanın düzenlenecek bir Kore mesleki ilişkisi yoktur. Taslağa yöneltilen başlıca eleştiri budur ve yanıtlanmış değildir.

Uydurma içtihat rakamları olağan dışı mı?

Olgu uluslararası ve iyi belgelenmiş; pek çok ülkede avukatlara yaptırım uygulandı. Kore rakamları yenilikleriyle değil yoğunluklarıyla dikkat çekiyor — yargısal bir eğitim bağlamında kırk kararın otuz dokuzunun uydurma olması, münferit olaylardan farklı bir rakam türüdür.

Türk bir hizmet aynı kısıtlamayla karşılaşır mı?

Bu kılavuzun Türk karşılığı yok ve soru çözülmüş değil. Avukatlık Kanunu hukuki hizmetleri avukatlara ayırıyor ve bir tüketicinin olguları üzerinde hukuki sonuç veren bir hizmet bu ayrımı harekete geçirir; ancak sınırın nereye düştüğünü henüz kimse ortaya koymadı ve konuyu çözen yayımlanmış bir karar bulunmuyor.

Bir sağlayıcının uygulaması gereken pratik ölçüt nedir?

Çıktı kullanıcıya ulaşmadan önce nitelikli bir meslek mensubunun incelemesinden geçiyor mu? İncelenmiş çıktı, avukata yardımcı olan bir araçtır. Tüketiciye ulaşan incelenmemiş bir sonuç ise burada konuşulan bütün rejimlerin düzenlenmiş faaliyet saydığı şeydir.

Burhan Doğuş Ayparlar'ın Görüşü

Bu bölüm, sitenin kurucusu ve yapay zekâ etiği & uyum danışmanı Burhan Doğuş Ayparlar'ın kişisel değerlendirmesidir.

Meslek kuruluşlarının, üyeleriyle rekabet eden teknolojileri düzenlemesine içgüdüsel olarak şüpheyle bakarım ve Kore Adalet Bakanlığı'nın esas itibarıyla haklı olduğunu söylemeden önce bunu beyan etmek isterim.

Sebep kırkta otuz dokuz. Mesleki tekel çerçevelemesini kaldırın; geriye şu kalıyor: bir tüketici, kontrol edemeyeceği kararlara dayanan, kendinden emin bir hukuki sonucu, doğru olma yükümlülüğü bulunmayan ve yanıldığında hesap verecek kimsesi olmayan bir sistemden alıyor. Bu bir rekabet sorusu değil. Alıcının değerlendiremeyeceği bir tavsiyenin sunulmasını düzenlemeye ilişkin sıradan gerekçedir — tıbbi tavsiyenin, yatırım tavsiyesinin ve yapı mühendisliğinin düzenlenmesinin altında yatan gerekçenin aynısı. Cerrahlar için ruhsat şartını kimse korumacılık saymıyor ve buradaki argüman, yalnızca araç ucuz diye daha güçlü hâle gelmiyor.

Taslağın zayıf olduğunu düşündüğüm yer, eleştirmenlerin işaret ettiği yer ve zayıflık retorik değil gerçek. Yerli, sigortalı ve disipline edilebilir sağlayıcıyı bağlarken tüketiciyi düzenlenmemiş bir yabancı hizmetten daha kötü bir cevap almakta serbest bırakan bir kural tüketiciyi korumaz. Onu yer değiştirtir. Koreli tüketiciler, Koreli avukatlar satamıyor diye makinelerden hukuki sonuç istemeyi bırakmayacak; bu sonuçları, bu amaç için kurulmamış, değerlendirme setinde Kore hukuku bulunmayan ve hiçbir zaman dava edilmeyecek genel bir asistandan alacaklar. Amaç tüketicinin korunmasıysa, aracın tüketicinin fiilen kullandığı hizmete ulaşması gerekir ve mesleki düzenleme bunu yapamaz. Bu da konunun mesleki hat yerine yapay zekâ ya da tüketici hukuku hattında ele alınması gerektiğinin argümanıdır — Kore'nin bir Yapay Zekâ Temel Kanunu ve bir şeffaflık kılavuzu var; yapay zekâ tarafından üretilmiş hukuki sonuçlara ilişkin bir etiketleme veya açıklama yükümlülüğü, yabancı sağlayıcıya Avukatlık Kanunu'nun asla ulaşamayacağı biçimde ulaşırdı.

Türkiye bakımından endişem, bu tartışmayı daha geç ve daha kötü koşullarda yapacak olmamız. Beklediğim örüntü, komşu her alanda gördüğümüzün aynısı: ürünler kuruluyor, kimsenin çizmediği bir çizginin hüküm tarafında duruyorlar ve sınır nihayetinde şanssız tek bir sağlayıcıya karşı açılan bir disiplin dosyası ya da bir suç duyurusuyla, üstelik şikâyetçinin seçtiği olgular üzerinden çözülüyor. Bu, politika üretmenin mümkün olan en kötü yolu; çünkü ortaya çıkan kural, tüketicilerin neye ihtiyaç duyduğuna ilişkin düşünülmüş bir görüşün değil, münferit bir dosyanın biçimini alıyor. Türkiye Barolar Birliği, KVKK rehberine katkı vererek bir uyuşmazlık zorlamadan önce bir düzenleyiciyle birlikte uygulanabilir bir metin üretebildiğini gösterdi. Kapsam sorusunda aynı çalışma — bir hukuk teknolojisi hizmetinin, devrede bir avukat olmaksızın bir tüketiciye ne söyleyebileceği — bariz bir sonraki iş ve hâlâ sakin biçimde yapılabilecekken yapılmalı.

Son bir gözlem; çünkü ertesi gün yayımlanan KVKK rehberiyle doğrudan bağlantılı. Kore, bir yapay zekâ hizmetinin tüketiciye ne söyleyebileceğini soruyor. Türkiye ise bir avukatın yapay zekâ hizmetine ne koyabileceğini sordu. Bunlar aynı borunun iki ucu ve yalnızca birini yanıtlayan bir mesleğin hiçbirinde politikası yok demektir. İlk sorunun Türk cevabı şu anda sessizlik ve sessizlik tarafsız bir konum değil — piyasanın çözmesine izin verme kararıdır.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık teşkil etmez. Kore'ye ilişkin olgular, 21 ve 23 Eylül 2026 tarihli basın haberlerine dayanmaktadır; taslak kılavuzun tam metni bu yazının kaleme alındığı tarihte erişilebilir değildi ve metin kabul edilmeden önce değişebilir. Türk hukukuna ilişkin açıklamalar genel nitelikte olup somut olaylar ayrıca değerlendirilmelidir. Yorum ve değerlendirmeler yazara aittir.