Son aylarda dünyanın farklı çatışma bölgelerinde, yapay zeka (YZ) ile desteklenmiş binlerce kamikaze "sürü dronun" (drone swarm) insan operatörlerden hiçbir onay veya talimat almadan hedeflerini kendi başlarına belirlediği ve imha kararı verdiği belgelendi. Yüz tanıma algoritmaları, termal sensörler ve devasa sinir ağları ile donatılan bu makineler, bir insanı "savaşçı" veya "sivil" olarak etiketleyip mikrosaniyeler içinde ölüm fermanını imzalayabiliyor. Konseyin masasında duran tarihi soru şuydu: "İnsan hayatını sonlandırma kararının bir algoritmaya devredilmesi, savaş hukukunun kalbi olan Cenevre Sözleşmeleri'ni ihlal eder mi?"
1. Otonom Sürülerin Anatomisi: "Katil Robotlar" Nasıl Karar Veriyor?
Uluslararası hukukun tıkandığı noktayı anlamak için önce bu silahların nasıl çalıştığını anlamak gerekir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında mermiyi ateşleyen insandı; günümüzde kullanılan modern İHA/SİHA'larda da düğmeye basan (joystick kullanan) bir askeri operatör vardır. Ancak 2026'da sahaya inen tam otonom sistemlerde, komuta merkezindeki insanın ekranında sadece genel bir bölge haritası görünür.
Askeri komutan makineye sadece şu komutu (prompt) verir: "B Bölgesindeki düşman zırhlılarını ve üniformalı hedefleri etkisiz hale getir."
Bundan sonrası tamamen yapay zekanın "Büyük Eylem Modellerine" (LAM) kalmıştır. Gökyüzünde birbirleriyle anlık haberleşen 500 dronluk bir sürü (swarm), kendi kendine arama paternleri oluşturur. Sensörleriyle bir insanı tarar, elinde silah olup olmadığını algoritmik bir yüzdeyle hesaplar (%92 ihtimalle düşman askeri). İnsandan "Vurayım mı?" diye onay beklemeden dalışa geçer ve hedefi imha eder. Bu senaryoya askeri literatürde "Human-out-of-the-loop" (Döngü Dışı İnsan) adı verilir.
2. Hukuki Kara Delik: Uluslararası İnsancıl Hukuk (IHL) Neden Yetersiz?
Birleşmiş Milletler'deki krizin temeli, 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokollerinin oluşturduğu Uluslararası İnsancıl Hukuk'un (International Humanitarian Law - IHL) üzerine inşa edildiği "İnsani Muhakeme" ilkelerinin makineler tarafından yerine getirilip getirilemeyeceği tartışmasıdır.
IHL'nin Üç Temel Sütunu ve Algoritmanın İmtihanı
- 1. Ayırt Etme İlkesi (Distinction): Silahlı güçler, siviller ile savaşçıları ayırt etmelidir. Yapay zeka bir elinde tüfek tutan askeri tanıyabilir; peki ya omzunda tüfek taşıyan ama yaralı bir arkadaşına yardım eden birini? Bir algoritma "savaşı bırakmış / teslim olmuş" (hors de combat) bir askerin niyetini okuyabilir mi?
- 2. Orantılılık İlkesi (Proportionality): Bir askeri hedefe saldırırken, sivillere verilecek olası zarar, elde edilecek askeri avantajla orantılı olmalıdır. Sadece matematiksel hesap yapan bir makine, "orantılılık" gibi derin bir felsefi, ahlaki ve insani muhakeme gerektiren bir konsepti nasıl hesaplayabilir?
- 3. Önlem Alma İlkesi (Precaution): Sivilleri korumak için saldırıdan önce her türlü önlem alınmalıdır. Saniyenin binde biri hızında karar veren otonom sürü dronlarda, saldırıyı durduracak veya iptal edecek bir zaman aralığı yoktur.
4 Eylül'deki oturumda hukukçular, yapay zekanın şefkat, merhamet ve bağlam (context) anlama yeteneğinden yoksun olduğunu, dolayısıyla IHL kurallarının özüne aykırı olduğunu savundu.
Silah Sistemlerinde "İnsan Kontrolü" Spektrumu
(Döngü İçi İnsan)
(Döngü Üstü İnsan)
(Döngü Dışı İnsan)
3. BM Karar Tasarısı ve Küresel Bölünme
BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan ve küresel bir bağlayıcılığı olması hedeflenen yeni karar tasarısı (Draft Resolution on LAWS), uluslararası toplumu ikiye böldü.
Bir yanda, "Katil Robotları Durdurun" (Stop Killer Robots) kampanyasını destekleyen ve otonom silahların tamamen yasaklanmasını (Tıpkı kimyasal silahlar veya anti-personel mayınlar gibi) isteyen Avrupa Birliği ve Küresel Güney ülkeleri yer alıyor. Bu ülkeler, ölüm kararının makineye devrinin insanlık onuruna bir hakaret olduğunu savunuyor.
Diğer yanda ise yapay zeka yarışında başı çeken ülkeler (ABD, Çin, Rusya ve İsrail) bulunuyor. Bu ülkeler, tamamen yasaklama yerine "Anlamlı İnsan Kontrolü" (Meaningful Human Control) şartını içeren bir düzenleme istiyorlar. Argümanları şu: YZ'ler, hedefleri insanlardan çok daha yüksek hassasiyetle vurabilir ve bu sayede sivil kayıplar (collateral damage) aslında daha da azaltılabilir.
4. Sonuç: Yeni Bir Dijital Silahsızlanma Antlaşmasına Doğru
4 Eylül 2026'daki bu acil BM zirvesi, uluslararası hukukun en büyük açık yarasını dünyaya ilan etti. Nükleer silahların yayılmasını önlemek için nasıl ki Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) imzalandıysa, insanlığın bugün acilen bir "Dijital Silahsızlanma ve Otonom Silahlar Sözleşmesi'ne" ihtiyacı var. Silahların zekileşmesi engellenemez, ancak tetiğin kontrolü insanın vicdanından algoritmanın soğuk matematiğine terk edilemez.
Uzman Görüşü: Burhan Doğuş Ayparlar
4 Eylül 2026 tarihli BM Güvenlik Konseyi olağanüstü toplantısı, hukukun en varoluşsal kriziyle yüzleştiği andır. Yüzyıllar boyunca savaş hukuku (Ius in Bello), şiddeti dizginlemek için 'insani muhakemeye' güvenmiştir. Bir asker, sivil ile savaşçıyı sadece üniformadan değil, bağlamdan, korkudan, niyetten ve teslimiyetten anlar. Yapay zeka ise bağlamı anlamaz; sadece pikselleri ve ısı imzalarını hesaplar. İnsan onayı olmadan (Human-out-of-the-loop) ateşleme kararı veren bir otonom sistem, Cenevre Sözleşmeleri'nin altını oyan devasa bir yasal boşluktur.
Temel Sorun Hukuki Sorumluluktur (Accountability): Savaş hukukunda 'Emir Komuta Sorumluluğu' (Command Responsibility) esastır. Eğer otonom bir sürü, veri zehirlenmesi (data poisoning) veya bir halüsinasyon nedeniyle bir hastaneyi vurursa, bu savaş suçunun faili kim olacaktır? Düğmeye sadece 'sistemi başlatmak' için basan komutan 'Ben hastaneyi vur demedim' diyerek işin içinden çıkabilir mi? Hukukta 'Sorumluluk Boşluğu' (Accountability Gap) kabul edilemez. Bir eylemin cezai sorumlusu yoksa, o eylem hukukun koruması dışında kalır.
BM'nin bu krizde alması gereken tek doğru pozisyon, 'Anlamlı İnsan Kontrolü' (Meaningful Human Control - MHC) ilkesini uluslararası bağlayıcı (Hard Law) bir sözleşmeye dönüştürmektir. Hedef seçimi yapay zeka tarafından asiste edilebilir, ancak ölümcül güç kullanma kararı (tetiğin çekilmesi) her koşulda durumu anlayan, ahlaki ağırlığı omuzlayabilen ve gerektiğinde hesap verebilecek bir insanın (Human-in-the-loop) inisiyatifinde kalmak zorundadır. Ölüm kararını bir algoritmaya devretmek, sadece hukukun değil, insan onurunun (Human Dignity) da intiharıdır. Geleceğin savaşlarında makineler savaşsa bile, barışı ve hukuku ancak insanlar koruyabilir.