Komisyon ne başlattı, ne başlatmadı?

Avrupa Komisyonu, 29 Eylül 2026'da teknolojik ve piyasa değişimleri karşısında telif hukukunun sorunlarına ve izlenecek yola ilişkin hedefli bir istişare başlattı. EUSurvey platformunda “Avrupa yaratıcılığı ve inovasyonu için daha iyi bir telif ortamına yönelik olası bir girişim hakkında hedefli istişare” başlığıyla yayımlanan anket dört konuyu kapsıyor: telifle korunan içeriğin yapay zekâda kullanımı, canlı yayınlar gibi zamana duyarlı içeriğin çevrim içi korsanlığı, AB dışı ülke vatandaşlarına ait ses kayıtları bakımından icracı ve yapımcıların tek ve hakkaniyete uygun ücret hakkı ve bilimsel araştırmalarda telif. İstişare 3 Kasım 2026 günü sonunda kapanıyor.

İstişarenin süreçteki yeri çoğu yorumda bulanıklaşıyor. Komisyon 18 Mayıs 2026'da yayımladığı görüş çağrısında hem 2019 tarihli Dijital Tek Pazarda Telif Hakkı Direktifi'nin (DSM Direktifi) gözden geçirilmesini hem de “telif alanında olası hedefli bir yasama girişimini” ele almıştı. Direktifin 30. maddesi, gözden geçirmenin 7 Haziran 2026'dan önce yapılamayacağını öngörüyor. Yeni anket bu çağrıya gelen görüşlerin üzerine kurulduğunu ve sonuçlarının “hedefli bir girişimin hazırlanmasına katkı sağlayacağını” belirtiyor. Metin ve veri madenciliği (TDM) bakımından ise istisnanın ve çekince mekanizmasının uygulanmasındaki sorunların “süregelen DSM Direktifi gözden geçirme süreci kapsamında değerlendirildiğini” söylüyor. Dolayısıyla bu ne gözden geçirmenin kendisi ne de bir yasa önerisi. Komisyonun, yasa yapıp yapmayacağına ve nasıl yapacağına karar vermeden önce somut seçenekleri sınadığı aşama bu.

Komisyon, seçeneklerin ne olmadığını da açıkça yazıyor. Seçenekler kamusal tartışmada, Avrupa Parlamentosu'nun telif ve üretken yapay zekâ raporunda (2025/2058(INI)) ve üye devletlerle görüşmelerde dile getirilen yaklaşımları yansıtıyor; ankete alınmaları Komisyonun bunlardan birini desteklediği ya da listenin kapsayıcı olduğu anlamına gelmiyor. Aşağıda anlatılan, bir menüdür; sofraya ne geleceğinin tahmini değildir.

Yine de menü alışılmadık ölçüde somut. Paydaşlardan şu seçenekleri değerlendirmeleri isteniyor: AB düzeyinde bir çekince sicili, tarayıcıların ve yapay zekâ ajanlarının kimliklerini açıklama yükümlülüğü, Yapay Zekâ Tüzüğü'ndeki şeffaflık yükümlülüklerini yerine getirmeyen sağlayıcı aleyhine aksi ispat edilebilir bir kullanım karinesi, taranan alan adlarının kamuya açık listesi yerine gizli bilgi verme ve üretken yapay zekâ kullanımları için bir ücret hakkı. Bir eşik sorusu da doğru yaklaşımın mevcut durumun korunması mı, yumuşak hukuk mu, yasal olmayan destek tedbirleri mi, yoksa “AB telif hukuku kapsamında yeni bağlayıcı tedbirler” mi olduğunu soruyor. Ayrıca icracıların yapay zekâyla taklit edilmesine ilişkin ayrı bir bölüm, dijital benzerlik konusunda AB kuralına ihtiyaç olup olmadığını ve telif hukukunun bunun için doğru araç olup olmadığını soruyor. Bu yazı eğitim, çıkarım (inference) ve lisans ile hak takibi seçenekleri üzerinde duruyor.

Hukuki zemin: DSM Direktifi'nin 3. ve 4. maddeleri

İstişaredeki bütün seçenekler DSM Direktifi'nin iki hükmüne dayanıyor.

Madde 3, araştırma kuruluşları ve kültürel miras kurumlarının, bilimsel araştırma amacıyla ve hukuka uygun erişimleri bulunan eserler üzerinde metin ve veri madenciliği yapmak için gerçekleştirdikleri çoğaltma ve aktarmalar bakımından üye devletlerin bir istisna öngörmesini zorunlu kılıyor. Hak sahipleri bu istisnadan çekince yoluyla kurtulamıyor; 7. maddenin 1. fıkrası uyarınca da istisnaya aykırı sözleşme hükümleri uygulanamaz.

Madde 4 ise genel istisna. Ticari aktörler dâhil herkesin, hukuka uygun olarak erişilebilen eserler üzerinde metin ve veri madenciliği amacıyla yaptığı çoğaltma ve aktarmaları kapsıyor ve kopyaların bu amaç için gerekli olduğu sürece saklanmasına izin veriyor. Ancak 4(3). madde uyarınca istisna, kullanımın hak sahiplerince “uygun bir şekilde, örneğin internette kamuya sunulan içerik bakımından makine tarafından okunabilir araçlarla, açıkça saklı tutulmamış olması” koşuluyla uygulanıyor. 7. maddenin 1. fıkrası ise 4. maddeyi sözleşmeyle bertaraf edilmeye karşı korumuyor. Kısacası ticari eğitimde varsayılan kural izindir; hak sahibinin aracı ise çekincedir, yani “opt-out”.

İstişareyi doğuran üç boşluk var. Direktif hangi “makine tarafından okunabilir araçların” yeterli olduğunu söylemiyor. Ücret konusunda sessiz: çekince yoksa kullanım bedelsiz, çekince varsa kullanıcının lisans alması gerekiyor, ama o lisans piyasasını işletecek hiçbir şey yok. Bir de çekince, ancak ona uyulup uyulmadığı denetlenebildiği ölçüde güçlü; Direktif bunun için hiçbir mekanizma öngörmüyor. Son boşluğu Yapay Zekâ Tüzüğü'nün doldurması bekleniyordu.

Yapay Zekâ Tüzüğü katmanı: 53. madde ve eğitim içeriği şablonu

Yapay Zekâ Tüzüğü'nün 53(1). maddesi, her genel amaçlı yapay zekâ modeli sağlayıcısına telifle bağlantılı iki yükümlülük getiriyor. (c) bendine göre sağlayıcı, telif ve bağlantılı haklara ilişkin Birlik hukukuna uyum için bir politika oluşturmak, “özellikle de DSM Direktifi'nin 4(3). maddesi uyarınca ifade edilen hak çekincesini, en güncel teknolojiler dâhil olmak üzere, tespit etmek ve ona uymak” zorunda. (d) bendine göre ise modelin eğitiminde kullanılan içerik hakkında, Yapay Zekâ Ofisi'nin sağladığı şablona uygun “yeterince ayrıntılı bir özet” hazırlayıp kamuya açıklamak zorunda. 53(2). maddedeki açık kaynak istisnası yalnızca (a) ve (b) bentlerini kapsıyor; (c) ve (d) bentleri özgür ve açık kaynak lisansla yayımlanan modellere de uygulanıyor.

Tüzük, AB pazarına genel amaçlı model sunan sağlayıcılara, Birlik'te yerleşik olup olmadıklarına bakılmaksızın uygulanıyor (m. 2(1)(a)); özgür ve açık kaynak lisansla yayımlanan ve sistemik risk taşımayan modeller hariç olmak üzere, üçüncü ülkelerde yerleşik sağlayıcılar modeli piyasaya sunmadan önce Birlik'te yerleşik bir yetkili temsilci atamak zorunda (m. 54(1) ve 54(6)). AB dışındaki geliştiriciler açısından en önemli nokta 106 numaralı gerekçede yer alıyor: Birlik pazarına model sunan her sağlayıcı, telif politikası yükümlülüğüne “modelin eğitimine temel oluşturan telif bakımından önemli fiillerin hangi yargı çevresinde gerçekleştiğinden bağımsız olarak” uymalı. İstişare metni de yükümlülüklerin, modelin AB içinde ya da dışında eğitilmiş olmasından bağımsız olarak uygulandığını tekrarlıyor. Genel amaçlı model sağlayıcılarına verilebilecek idari para cezası, yıllık dünya çapındaki cironun %3'üne veya 15 milyon avroya, hangisi yüksekse, ulaşabiliyor (m. 101(1)).

Komisyon, eğitim içeriğinin kamuya açık özetine ilişkin açıklayıcı not ve şablonu 24 Temmuz 2025'te yayımladı. İnternetten kazınan veriler için şablonun 2.3. bölümü; kullanılan tarayıcıları, bunların amacını ve davranışını, toplama dönemini, taranan içerik ve sitelerin niteliğini ve en ilgili alan adlarının listesini istiyor. Bu liste, kazınan içeriğin hacmine göre tüm alan adlarının ilk %10'unu; KOBİ'ler için ilk %5'i ya da 1.000 alan adından düşük olanını kapsamalı. Özet “genel olarak kapsamlı” olmalı ama “teknik olarak ayrıntılı” olması gerekmiyor; tek tek eserlerin belirtilmesi de istenmiyor. Listede yer almayan alan adları için sağlayıcıların hak sahiplerinin taleplerini gönüllü olarak yanıtlaması öneriliyor. Özetler yeni modeller için 2 Ağustos 2025'ten beri zorunlu; bu tarihten önce piyasaya sunulan modeller için son tarih 2 Ağustos 2027. Yapay Zekâ Ofisi'nin yaptırım yetkileri 2 Ağustos 2026'da başladı.

İstişare metni, Komisyonun bu konuda “soruşturma yetkilerini kullanmaya başladığını” da belirtiyor; kime karşı olduğunu söylemiyor.

Uygulama menüsü: çekince standartları, sicil, tarayıcı kimliği ve denetim

Yapay zekâ bölümünün 6. sorusu, hak takibine ilişkin kısmın merkezinde. Katılımcılardan aşağıdaki mekanizmaları uygunluk sırasına koymaları isteniyor (anketteki ifadelere yakın biçimde):

  • TDM istisnasındaki mevcut çekince mekanizmasının ortak bir terminoloji, çekince protokolleri için AB standartları ve AB düzeyinde bir çekince sicili ile işler hâle getirilmesi;
  • AB telif kurallarının yapay zekâ eğitiminde ve diğer yapay zekâ kullanımlarında nasıl uygulanacağının, ülkesel uygulama alanı dâhil, netleştirilmesi;
  • internette içerik taramak için kullanılan tarayıcılara ve yapay zekâ ajanlarına kimliklerini ve amaçlarını açıklama yükümlülüğü;
  • yapay zekâ sağlayıcıları, veri seti sağlayıcıları ve veri toplayıcılarına, korunan içeriğin kullanımına ilişkin bilgileri (örneğin lisans, izin ve çekince kontrolü) belirli bir süre saklama yükümlülüğü;
  • korunan içeriğin kullanımına ilişkin bağımsız denetim veya sertifikasyon yükümlülüğü;
  • yapay zekâ sağlayıcılarına, meslek birlikleri veya hak sahiplerinin gerekçeli talebi üzerine, gizlilik sözleşmesi altında bilgi verme yükümlülüğü; bu, şablondaki ilk %10 alan adının kamuya açıklanmasına alternatif olarak düşünülüyor;
  • mahkemelerin veya idari makamların, belirli koşullarla, yargılama, arabuluculuk veya tahkim sırasında bilgi açıklanmasına karar verebilmesi;
  • belirli koşullara, örneğin sağlayıcının Yapay Zekâ Tüzüğü'ndeki şeffaflık yükümlülüklerini yerine getirmemesine bağlı olarak, yapay zekâ sağlayıcısının korunan içeriği kullandığına dair aksi ispat edilebilir bir karine;
  • ek mekanizmaya gerek olmadığı.

7. soru ise bu seçeneklerden üçünün, yani çekince mekanizmasının işler hâle getirilmesinin, kayıt tutma yükümlülüğünün ve kullanım karinesinin katılımcının faaliyetini nasıl etkileyeceğini “güçlü olumsuz”dan “güçlü olumlu”ya uzanan beş dereceli bir ölçekle soruyor. Her iki sorunun ardından serbest metin alanları geliyor; anket, seçeneklerin etkisine ilişkin veri içeren destekleyici belgelerin yüklenmesine de imkân tanıyor.

Sicil seçeneği yeni değil. Komisyon, Parlamento'nun 10 Mart 2026 tarihli kararına verdiği cevap belgesinde, içerik temelli dijital parmak izi teknolojisinden yararlanan ve hak çekincesini ifade etmenin tamamlayıcı bir yolu olacak bir çekince siciline ilişkin fizibilite çalışmasını tamamlamak üzere olduğunu açıklamıştı. Aynı belge, Genel Amaçlı Yapay Zekâ Uygulama Kuralları'nı imzalayanların robots.txt'ye ve diğer uygun makine tarafından okunabilir protokollere uyan tarayıcılar kullanmayı taahhüt ettiğini ve Yapay Zekâ Ofisi'nin 53. maddeye uyumu, imzacı olsun olmasın tüm sağlayıcılar bakımından denetlediğini kaydediyor. Parmak izine dayalı bir sicil çekincenin mantığını değiştirir: çekince, eserin tesadüfen yer aldığı sayfayla değil, eserin kendisiyle birlikte dolaşır. Bu, eserleri kontrol etmedikleri sitelere kopyalanan fotoğrafçı ve illüstratörlerin en yaygın şikâyetine cevap verir. Öte yandan maliyet, doğruluk ve yönetişim konusunda zor sorular doğurur. Komisyon da böyle bir sicilin, telif hakkının kullanılmasını şekil şartlarına bağlamayı yasaklayan Bern Sözleşmesi'nden doğan yükümlülükleri dolanmaması gerektiğini vurguluyor.

Tarayıcı kimliği seçeneği başka bir boşluğa yöneliyor: robots.txt talimatları ancak tarayıcı kendini tanıttığında işe yarar. Açıkça “içerik taramak için kullanılan yapay zekâ ajanlarını” da kapsayacak bir yükümlülük, çekinceleri muhatabına ulaştırılabilir kılar ve gizli veri toplamayı başlı başına hukuka aykırı hâle getirir. Kayıt tutma ve denetim yükümlülükleri ise 53(1)(c) kapsamındaki telif politikasını bir belgeden ispat zincirine dönüştürür. Bu seçeneklerin yalnızca model sağlayıcılarını değil “veri seti sağlayıcıları / veri toplayıcıları” da kapsaması, aşağıda ele alınan LAION davası bakımından önemli.

Kullanım karinesi, mahkeme kararıyla açıklama ve alan adı listesi takası

6. sorudaki iki seçenek, uyumdan çok yargılamayı değiştirir.

Birincisi aksi ispat edilebilir kullanım karinesi. Hak sahiplerinin her yerde karşılaştığı sorun aynı: delil davalının elinde olduğu için bir eserin eğitim setinde yer aldığını ispat edemiyorlar. Sağlayıcının Yapay Zekâ Tüzüğü'ndeki şeffaflık yükümlülüklerini yerine getirmediği durumda devreye girecek bir karine, ispat yükünü seçici biçimde tersine çevirir. Kullanımı kendiliğinden hukuka aykırı kılmaz; kullanımın 3. veya 4. madde ya da bir lisans kapsamında olup olmadığı yine incelenmek zorunda. Ama idari yükümlülüğün ihlaline bir telif sonucu bağlar ve sağlayıcılara eksiksiz özet yayımlamak için güçlü bir özel hukuk teşviki yaratır.

İkincisi mahkeme kararıyla bilgi açıklanması. Şablonun açıklayıcı notu, mevcut bir başvuru yolu olarak Fikri Mülkiyet Haklarının Uygulanmasına İlişkin Direktif'in 8. maddesine zaten atıf yapıyor. İstişare, mahkemede ve ayrıca arabuluculuk ya da tahkimde kullanılabilecek özel bir yetkiye ihtiyaç olup olmadığını soruyor. Geliştiriciler için bu seçenek bir sicilden daha önemli olabilir; çünkü uyuşmazlık doğduktan sonra işler ve kamuya açık özetin çok ötesine uzanabilir.

En ilginç seçenek ise bir takas: “taranan sitelerin en üst alan adlarının ilk %10'unun kamuya açıklanmasına alternatif olarak” meslek birliklerine veya hak sahiplerine, gerekçeli talep üzerine gizlilik koşuluyla bilgi verilmesi. Sağlayıcılar alan adı listesinin hassas kaynak tercihlerini ifşa ettiğini, hak sahipleri ise listenin işe yaramayacak kadar kaba olduğunu söylüyor. Hedefli ve gizli bir bilgi alma hakkı her iki tarafı da tatmin edebilir ya da hiçbirini tatmin etmeyebilir. Üstelik şablonun kabulünden yalnızca on dört ay sonra kayda değer bir politika değişikliği olur.

Lisans ve ücret: yapay zekâ yaşam döngüsünün üç aşaması

Anketin lisansa ilişkin bölümü, AB telif mevzuatının şimdiye kadar yapmadığı bir ayrıma dayanıyor. 8. soru, korunan içeriğe erişimi ve lisanslamayı en iyi hangi mekanizmaların destekleyeceğini üç aşama için ayrı ayrı soruyor: üretken modellerin eğitimi (hak sahiplerinin TDM istisnasına çekince koyduğu durumlar); çıkarım aşamasındaki kullanım, yani getirme destekli üretim (RAG), içeriğe dayandırma ve kullanıma sunulmuş bir sistemin kullanıcıya yanıt verirken içeriği kullanması; ve yapay zekâ çıktısı. Seçenekler şunlar:

  • yapay zekâ kullanımları için korunan içeriğin lisanslandığı bir pazar yerinin, örneğin büyük ölçekte otomatik lisanslamaya imkân veren teknik çözümlerle desteklenmesi;
  • yapay zekâ kullanımlarını kapsayan lisanslar için örnek sözleşme hükümleri;
  • hak sahipleri ile yapay zekâ sağlayıcılarına iyi niyetle müzakere yükümlülüğü;
  • bağımsız bir kurumun yürüteceği, belirli koşullarla tarafları bilgi paylaşmaya ve müzakereye zorlayabilecek ve ücretin belirlenmesine yardım edecek yapılandırılmış bir arabuluculuk veya tahkim mekanizması;
  • uygun olduğu yerde, özellikle genişletilmiş kolektif lisanslama yoluyla kolektif lisanslamanın teşviki;
  • hak sahibinin çekince koymadığı ve bu nedenle 4. madde istisnasına giren kullanımlar için adil tazminat yükümlülüğü;
  • üretken yapay zekâ sağlayıcılarının veya diğer ilgili aktörlerin belirli kullanımları için bir ücret hakkı.

Bu seçeneklerden ikisi 4. maddenin dengesini kökten değiştirir. Çekince konulmayan kullanımlar için adil tazminat yükümlülüğü, sessizliğin artık bedelsiz kullanım anlamına gelmemesi demektir: istisna kalır ama özel kopyalama istisnalarında olduğu gibi bir bedele bağlanır. Ücret hakkı ise tasarımına göre çekince olsun olmasın uygulanabilir ve büyük ihtimalle kolektif olarak yönetilir. Yasa koyucu 106 numaralı gerekçenin ülkesel mantığını izlerse, her ikisi de modeli AB'de sunan sağlayıcılara, eğitimin yapıldığı yerden bağımsız olarak uygulanır. Ülkesel uygulama alanını “netleştirme” seçeneği, bu tartışmanın yapılacağı yer olacak.

Çıkarım kategorisi gözden kaçan asıl mesele. Getirme destekli üretim, içeriği sorgu anında, çoğu zaman haber kaynaklarından ve kaynağa gitmenin yerini tutacak biçimde kopyalıyor. Komisyon, Parlamento'ya verdiği cevapta mevcut mevzuatın RAG gibi tekniklerin “ikame edici olumsuz etkilerini” hafifletmeye yetip yetmediğini değerlendireceğini söylüyor. Çıkarımın eğitimden ayrılması, gelecekteki bir düzenlemenin ikisine farklı davranabileceğini ve analiz için tasarlanmış bir istisnanın canlı kullanılan içerik için doğru çerçeve olmayabileceğini gösteriyor.

Yayımlanan özetler ne kadar yetersiz?

İstişaredeki şeffaflık seçenekleri, mevcut rejimin beklenen sonucu vermediği varsayımına dayanıyor. Bu konuda artık bazı veriler var; ancak önemli çekincelerle.

Fransız yayın organı ActuIA, 25 Eylül 2026'da yayımlayıp 7 Ekim'de güncellediği bir görüş yazısında, o tarihte erişilebilen, yedi sağlayıcıya ait 24 eğitim içeriği özetini karşılaştırdı: on biri Ant Group'a, dördü ByteDance'e, üçü DeepSeek'e, ikişer tanesi OpenAI ve MiniMax'e, birer tanesi Mistral AI ve Z.AI'ye ait. İncelemeye göre 24 özetin 21'inde kazınan alan adlarına ilişkin 2.3. bölüm alanı bulunuyor, ama hiçbiri belirli bir site adı vermiyor; yanıtlar kaynak kategorilerini, içerik türlerini ya da “.com” gibi uzantıları anlatıyor. DeepSeek'in üç özeti ise web kazıma bölümünü ve alan adı alanını hiç içermiyor. Yani başlıktaki rakam meseleyi hafife alıyor: incelemeye göre 24 özetin hiçbiri bu alanda gerçek bir alan adı listelemiyor.

Çekinceler gerçek. Yazı kendini görüş yazısı olarak tanımlıyor ve tam bir sayım olmadığını söylüyor; örneklem ağırlıklı olarak tek bir gruba ait; şablonun yalnızca bir alanını inceliyor ve özetlerin kamuya açık veri setleri gibi başka kaynakları adlandırdığını kabul ediyor; kategori düzeyindeki bir yanıtın 53(1)(d)'yi karşılayıp karşılamadığına da Yapay Zekâ Ofisi karar verecek. 24 özeti tek tek bağımsız olarak kontrol etmedik. Ancak şablonun metni açık: 2.3. bölüm, en ilgili alan adlarının “üst ve ikinci düzey alan adı, örneğin ‘example.com’” biçiminde listelenmesini istiyor. “.com” yanıtının bu ifadeyi karşıladığını söylemek kolay değil.

Bulgu doğruysa iki yöne de keser. Özetlerin genellikle belirsiz kaldığı bir ortamda en çok etkiyi gösterecek olan kullanım karinesi seçeneğini destekler. Ama gizli bilgi verme alternatifini de destekler: kamuya açık liste zaten üretilmiyorsa, hedefli bir bilgi alma hakkı işe yarar bilgiye ulaşmanın daha gerçekçi yolu olabilir. Yapay Zekâ Ofisi'nin özetlere ilişkin ilk değerlendirmeleri tartışmayı istişarenin kendisinden daha fazla şekillendirebilir.

Alman mahkemeleri ne dedi?

İstişare, TDM istisnasına ilişkin hukuki belirsizliği en acil sorunların ilk adayı olarak sayıyor. Avrupa'daki içtihadın büyük bölümünü şimdiye kadar Alman mahkemeleri üretti.

Kneschke / LAION

Dava bir modelle değil, bir veri setiyle ilgili. Kâr amacı gütmeyen bir dernek olan LAION, internette erişilebilen görsellere bağlantılar ve açıklamalardan oluşan, görsel üretici modellerin eğitiminde kullanılabilecek veri setleri yayımlıyor. Bunlardan birini hazırlarken, görsel ile açıklamasını karşılaştırmak için bir fotoğrafçının fotoğrafını bir stok ajansının sitesinden indirdi. Hamburg Bölge Mahkemesi, fotoğrafçının davasını 27 Eylül 2024'te (310 O 227/23) Alman Telif Kanunu'nun, Direktifin 3. maddesini iç hukuka aktaran 60d paragrafındaki bilimsel araştırma istisnasına dayanarak reddetti.

Hamburg Hanseatik Yüksek Eyalet Mahkemesi 10 Aralık 2025'te istinaf başvurusunu reddetti (5 U 104/24). Mahkemenin basın açıklamasına göre mahkeme önce, ilk derece mahkemesinin açık bıraktığı bir soruyu yanıtlayarak LAION'un 44b paragrafındaki genel TDM istisnasına dayanabileceğine karar verdi. Ajansın koyduğu çekince, fotoğraflarını ajans aracılığıyla değerlendiren fotoğrafçıya izafe edilmeliydi; ancak indirme anında ajansın sitesinde bulunan çekince, 44b(3). paragrafın ikinci cümlesinin aradığı şekle, yani makine tarafından okunabilirliğe sahip değildi. Kararın tam metnine ilişkin yorumlara göre mahkeme, makine tarafından okunabilirliği teknolojiden bağımsız bir kavram olarak ele aldı; ancak doğal dilde yazılmış bir çekincenin, indirmenin yapıldığı 2021 yılında makinelerce okunup yorumlanabildiğinin ispatlanmadığını kabul etti. Bugünün teknolojisiyle sonucun ne olacağı ise karara bağlanmadı. Yorumcular bu gerekçenin kapsamını farklı okuyor. Mahkeme ikinci olarak kullanımın araştırma istisnasıyla da haklı olduğunu kabul etti: veri setinin oluşturulması başlı başına sonraki bir bilgi kazanımına yönelik, yöntemli ve denetlenebilir bir süreçti; veri setini ticari sağlayıcıların da kullanabilmesi, hiçbir özel şirketin araştırma kuruluşu üzerinde belirleyici etkisi bulunmadığı için sonucu değiştirmiyordu. Mahkeme temyiz yolunu açtı.

Basında yer alan haberlere göre Federal Yüksek Mahkeme (BGH) temyizi 3 Eylül 2026'da duruşmalı olarak inceledi; Birinci Hukuk Dairesi AB hukuku bakımından açıklığa kavuşturulması gereken noktalar gördüğünü belli etti ve dosyanın Avrupa Birliği Adalet Divanı'na (ABAD) gönderilmesi ihtimali gündeme geldi; karar tarihi açıklanmadı. Bu yazının yazıldığı tarihte verilmiş bir karardan haberdar değiliz.

Hamburg kararı, neyin ve hangi tarihte “makine tarafından okunabilir” sayılacağına ne kadar çok şeyin bağlı olduğunu gösteriyor. Ortak terminoloji, protokol standartları ve sicil, bu belirsizliği tek tek davalarla değil, mevzuatla gidermeye yönelik girişimler.

GEMA / OpenAI

Münih I Bölge Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi, 11 Kasım 2025'te Alman müzik meslek birliği GEMA'nın iki OpenAI şirketine karşı açtığı davadaki talepleri büyük ölçüde kabul etti (42 O 14139/24). Mahkemenin basın açıklamasına göre dokuz şarkının sözleri GPT-4 ve GPT-4o modellerinden yeniden üretilebiliyordu (ezberleme); sözlerin model parametrelerinde sabitlenmesi, olasılık değerleri biçiminde saklansa da çoğaltmaydı. TDM istisnası, eğitim verisi derlenirken yapılan hazırlık niteliğindeki kopyaları kapsayabilirdi; ama eserlerin kendisinin modelde saklanması metin ve veri madenciliği değildi. Mahkeme, istisnanın hiçbir ücret öngörmediğine de dikkat çekerek kıyasen uygulanmasını reddetti. Çıktılar da çoğaltma ve umuma iletim haklarını ihlal ediyordu ve bundan basit komutlar giren kullanıcılar değil, davalılar sorumluydu. Kişilik hakkına dayanan talep reddedildi. Karar kesinleşmedi; OpenAI, Münih Yüksek Eyalet Mahkemesi'ne istinaf başvurusunda bulundu.

Karar, 4. madde veri toplamayı kapsasa bile mahkemenin modelde kalan şeyi istisnanın dışında ayrı bir fiil olarak değerlendirebileceğini gösteriyor ve çıktılardan sağlayıcıyı sorumlu tutuyor. Bu, istişaredeki çıktı aşamasına ilişkin sorunun da hareket noktası.

GEMA / Suno ve herkesin beklediği dava

Aynı Münih dairesi, 31 Temmuz 2026'da müzik üretme hizmeti Suno'ya karşı da büyük ölçüde GEMA lehine karar verdi (42 O 763/25). Mahkemenin basın açıklaması, GEMA'nın duyurusu ve karara ilişkin yayımlanan özetlere göre mahkeme, ABD'de yapılan eğitimi ABD hukukuna göre değerlendirdi; bu kullanımın adil kullanım (fair use) kapsamında kalmadığını, dolayısıyla lisans gerektirdiğini kabul etti ve Almanya'daki sunucularda saklanan modellerdeki ezberlemeyi 44b paragrafı kapsamına girmeyen bir çoğaltma saydı. Yayımlanan özetlere göre mahkeme, Yapay Zekâ Tüzüğü'nün 53(1). maddesine uyumun lisansı gereksiz kıldığı savunmasını da reddetti. Bu karar da ilk derece kararı ve kesinleşmiş değil.

Bütün bunların üzerinde, bir Macar mahkemesinin 3 Nisan 2025'te yaptığı ön karar başvurusu olan Like Company / Google Ireland (C-250/25) davası duruyor. Başvuru, diğer sorular yanında, basın içeriğini kısmen yeniden üreten bir sohbet robotu çıktısının umuma iletim olup olmadığını, büyük dil modelinin eğitiminin çoğaltma sayılıp sayılmadığını ve sayılıyorsa DSM Direktifi'nin 4. maddesi kapsamına girip girmediğini soruyor. Büyük Daire 10 Mart 2026'da duruşma yaptı. Komisyon da Parlamento'ya verdiği cevapta Divan'ın “4. maddedeki istisnanın yorumuna ilişkin karar vereceğini” not ediyor. Genel Avukatın görüşünün Eylül 2026 başında açıklanması bekleniyordu; Ekim başı itibarıyla ne bu görüşün ne de kararın yayımlandığını tespit edebildik. Eylül'deki basın haberleri gecikmeden söz ediyordu. Eğitimin 4. madde kapsamında olduğuna dair bir karar, çekince mekanizması ve ücret lehine argümanları güçlendirir; kapsam dışında olduğuna dair bir karar ise tartışmayı doğrudan lisansa taşır.

Türk geliştiriciler ve hak sahipleri için ne değişiyor?

Türk yapay zekâ geliştiricileri, AB telif kurallarının ancak AB'de eğitim yaptıklarında kendilerini ilgilendirdiğini varsayma eğiliminde. Bu varsayım Yapay Zekâ Tüzüğü bakımından zaten yanlış; istişare, telif hukuku bakımından da yanlış hâle gelebileceğine işaret ediyor.

Genel amaçlı bir modeli AB pazarına sunan bir Türk şirketi, bunu AB'deki müşterilere sunulan bir API ya da AB'den indirilebilen, ağırlıkları açık bir sürüm yoluyla yapsa bile, 4(3). madde çekincelerine uyan bir telif politikası oluşturmak ve Komisyon şablonuna uygun bir eğitim içeriği özeti yayımlamak zorunda. 54(6). maddedeki özgür ve açık kaynak istisnası uygulanmadıkça Birlik'te yetkili temsilci de atamalı. Telif politikası yükümlülüğü bakımından 106 numaralı gerekçe, eğitimin yapıldığı yeri önemsiz kılıyor. Yeni kayıt tutma, denetim, tarayıcı veya bilgi açıklama yükümlülükleri de büyük olasılıkla aynı sağlayıcılara ve aynı ülkesel kapsamla bağlanacaktır.

Sorumluluk bakımından AB, korumanın talep edildiği ülkenin hukukunu uyguluyor (Roma II Tüzüğü m. 8(1)). Türk hukuku da aynı yaklaşımı benimsiyor: 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 23(1). maddesine göre fikrî mülkiyete ilişkin haklar, hangi ülkenin hukukuna göre koruma talep ediliyorsa o hukuka tabidir. Almanya'da üretilen çıktılar veya orada saklanan modeller nedeniyle Almanya'da dava açan bir hak sahibi Alman hukukuna dayanacaktır. Suno kararı da, aktarıldığı kadarıyla, bir Alman mahkemesinin yurt dışındaki eğitimi o ülkenin hukukuna göre değerlendirmeye hazır olduğunu gösteriyor.

İç hukuk da bir sığınak sunmuyor. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda (FSEK) metin ve veri madenciliği istisnası yok. FSEK m. 22, bir eserin aslını veya kopyalarını herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkını münhasıran eser sahibine tanıyor; m. 38'deki istisna ise kâr amacı güdülmeksizin şahsen kullanmaya mahsus çoğaltmayla sınırlı. Dolayısıyla Türkiye'de eğitim yapan bir geliştirici, AB'de 4. maddeye dayanan bir geliştiriciden, kanun metni bakımından, daha güçlü değil daha zayıf bir konumda. AB müşterilerine hizmet veren geliştiricilerin uyum programlarını iki sistemden daha katı olanına göre kurmaları yerinde olur.

Türk hak sahipleri açısından tablo farklı. Türk eser sahipleri ve fotoğrafçılar Bern Sözleşmesi'nin ulusal muamele ilkesi, yapımcılar, icracılar ve yayın kuruluşları ise TRIPS ve WPPT gibi bağlantılı haklara ilişkin antlaşmalar sayesinde AB'de korunuyor ve 4(3). madde uyarınca çekince koyabiliyor. Gelecekteki bir AB sicilinin AB dışındaki hak sahiplerine eşit koşullarla açık olup olmayacağı, hangi dillerde ve hangi biçimlerde işleyeceği ise ankette yanıtsız kalan bir soru. Yapay zekâ geliştiricilerine lisans verirken FSEK m. 52, mali haklara dair sözleşmelerin yazılı olmasını ve konusu olan hakların ayrı ayrı gösterilmesini şart koşuyor. İstişaredeki eğitim, çıkarım ve çıktı ayrımı bu kuralla doğal biçimde örtüşüyor; her kullanımı ayrıca göstermeyen bir lisans dar yorumlanma riski taşıyor. Kolektif ve genişletilmiş kolektif lisanslamaya ilişkin sorular, FSEK m. 42 uyarınca kurulan meslek birlikleri bakımından da önem taşıyor. İcracıların sesinin veya yüzünün kullanıldığı durumlarda ise biyometrik verinin 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun (KVKK) 6. maddesi uyarınca özel nitelikli kişisel veri olduğu unutulmamalı.

Koreli geliştiriciler ve hak sahipleri için ne değişiyor?

Kore'nin durumu yapısal olarak Türkiye'ninkinden farklı. Kore'de de özel bir TDM istisnası yok, ancak Telif Hakkı Kanunu'nun 35-5. maddesi, ABD hukukundan esinlenen dört ölçütlü genel bir adil kullanım hükmü içeriyor. Kültür, Spor ve Turizm Bakanlığı ile Kore Telif Hakkı Komisyonu, Şubat 2026'da üretken yapay zekâ eğitiminde adil kullanıma ilişkin bir rehber yayımladı; İngilizce sürümü 18 Mayıs 2026'da çıktı. Aktarıldığına göre rehber, ticari amacı veya otomatik taramayı adil kullanımdan kendiliğinden dışlamıyor ve sonucu dört ölçütün dengelenmesine bırakıyor. Rehber bağlayıcı bir düzenleme değil ve ele aldığı soru yargı önünde: KBS, MBC ve SBS yayın kuruluşlarının Ocak 2025'te Naver'e karşı, haber içeriğinin HyperCLOVA modellerinin eğitiminde kullanılması nedeniyle açtığı dava Seul Merkez Bölge Mahkemesi'nde sürüyor; basın haberleri ilk derece kararının en erken 2026 sonu veya 2027 başında çıkabileceğini belirtiyor.

AB'de model sunan Koreli geliştiriciler için Kore hukukuna göre yapılan bir adil kullanım değerlendirmesi AB'deki soruyu yanıtlamıyor. Yapay Zekâ Tüzüğü yükümlülükleri Türk sağlayıcılara olduğu gibi onlara da uygulanıyor; Münih kararlarının gerekçesi izlenirse, Kore'de 35-5. maddeye dayanılarak eğitilen bir model, bir AB üye devletinde saklanıp sunulduğunda çoğaltma içerdiği sonucuna varılabilir. 22 Ocak 2026'da yürürlüğe giren Kore Yapay Zekâ Temel Kanunu'nda AB'deki eğitim içeriği özetinin bir karşılığı bulunmuyor; bu nedenle birçok Koreli sağlayıcı bu belgeyi ilk kez hazırlayacak.

Müzikten yayıncılığa, webtoon'dan oyunlara kadar Koreli hak sahiplerinin AB pazarında güçlü bir ihracat çıkarı var; sicil ve ücret seçenekleri onları doğrudan etkiler. Bu mekanizmaların Kore'deki kolektif yönetim ve sözleşme uygulamalarıyla nasıl etkileşeceği ise ankette ele alınmıyor.

İtirazlar ve açık sorular

İlk itiraz rekabet gücü. İstişare, sorunlar arasında yapay zekâ sağlayıcılarının yüksek kaliteli veriye ihtiyacını ve rekabet dezavantajı riskini kendisi sayıyor. Yeni yükümlülükler AB'ye hizmet veren AB dışı sağlayıcılara da uygulanacağından, eşit rekabet kaygısı ilke olarak karşılanıyor; ama uygulamada kayıt tutma, denetim ve gizli bilgi verme yükü, anketin KOBİ'lere ve girişimlere yaptığı tekrarlı atıfların da kabul ettiği gibi en çok küçük sağlayıcılara ağır geliyor.

İkincisi uygulanabilirlik. Parmak izine dayalı bir sicil doğru, sorgulaması ucuz ve kötüye kullanıma dayanıklı olmalı; bir karinenin tetikleyicileri özenle yazılmalı; bir ücret hakkı da parayı en büyük repertuvarlara akıtmayan bir dağıtım mekanizması gerektiriyor. Hiçbiri imkânsız değil, hepsi zor; ne kadar zor olduğunu söylemenin yeri de etki soruları.

Üçüncüsü sıralama. Like Company kararı, eğitimin 4. madde kapsamına girip girmediğini belirleyebilir. Bu yanıt gelmeden çekince mekanizmasını düzenlemek kum üzerine inşa etmek olabilir; beklemek ise belirsizliği yıllarca uzatabilir. Dördüncüsü şekil şartı: Bern Sözleşmesi telif hakkının kullanılmasını şekil şartlarına bağlamayı yasaklıyor; yalnızca sicile kayıtla işleyen bir çekince bu açıdan tartışmaya açık olur. Komisyonun sicili “tamamlayıcı” bir araç olarak tanımlaması da bununla açıklanabilir.

Kimler, nasıl ve ne zamana kadar görüş bildirebilir?

İstişare herkese açık. Komisyon hak sahiplerini, üretken yapay zekâ sağlayıcılarını ve değer zincirindeki diğer aktörleri, aracı hizmet sağlayıcıları, meslek birliklerini, spor ve canlı etkinlik düzenleyicilerini, araştırma kuruluşlarını, ulusal makamları, tüketici örgütlerini ve sivil toplum kuruluşlarını davet ediyor. Anketteki ülke listesinde Türkiye ve Güney Kore yer alıyor; 1.000'den fazla çalışanı olan kuruluşlara merkezlerinin AB içinde mi dışında mı olduğu soruluyor. Şeffaflık sicili numarası yalnızca varsa isteniyor.

  • Yanıtlar İngilizce, Fransızca veya Almanca verilebiliyor.
  • Yalnızca kimlik bölümü zorunlu; katılımcılar yalnızca ilgili oldukları bölümleri yanıtlayabiliyor.
  • Yapay zekâ sorularının çoğu sıralama veya etki ölçeği biçiminde; ardından açıklama için serbest metin alanları geliyor.
  • Destekleyici bir belge yüklenebiliyor; gizli belgeler gizli olarak işaretlenmeli.
  • Katılımcılar yanıtlarının kimlik bilgileriyle mi yoksa anonim olarak mı yayımlanacağını seçiyor.
  • İstişare 3 Kasım 2026 günü sonunda kapanıyor.

Kültür ve yaratıcı sektörler için bir yapay zekâ stratejisi üzerine paralel bir çalışma da yürütülüyor; Temmuz 2026'da görüş çağrısı yayımlanan bu stratejinin hukuki kurallar değil, genel bir vizyon ortaya koyması öngörülüyor.

Pratik adımlar ve izlenecek gelişmeler

Türkiye'den, Kore'den ya da başka bir yerden AB pazarına model sunan geliştiriciler için, istişarenin sonucu ne olursa olsun bazı adımlar anlamlı:

  • Eğitim içeriği özetinin 2.3. bölümünde alan adlarının şablonun tarif ettiği biçimde listelenip listelenmediğini kontrol etmek; Yapay Zekâ Ofisi artık tam olarak bunu inceleyebiliyor.
  • Kuruluşun kullandığı veya onun adına kullanılan her tarayıcıyı belirlemek; bunların kendini tanıttığından ve robots.txt ile tanınan diğer makine tarafından okunabilir çekincelere uyduğundan emin olmak.
  • Neyin, ne zaman, nereden ve hangi çekince durumu altında toplandığına ilişkin eş zamanlı kayıt tutmak. Bir kayıt tutma yükümlülüğü veya karine gelirse bu kayıtlar belirleyici olacak.
  • Lisanslarda ve iç politikalarda eğitim, getirme ve çıktı kullanımlarını ayırmak; yalnızca veri toplamayı değil, ezberleme ve çıktı riskini de değerlendirmek.

Hak sahipleri içinse karşılık gelen adımlar, çekinceleri tanınabilir biçimde makine tarafından okunabilir hâle getirmek, ne zaman ve nasıl uygulandıklarını belgelemek ve yapay zekâ lisans şablonlarını FSEK m. 52'yi veya ilgili ulusal kuralı gözeterek gözden geçirmek.

İzlenecek gelişmeler: Like Company kararı; BGH'nin LAION kararı; GEMA / OpenAI davasında Münih'teki istinaf; Yapay Zekâ Ofisi'nin özetlere ilişkin ilk değerlendirmeleri; DSM Direktifi gözden geçirme raporu ve Kore'de yayın kuruluşlarının Naver'e karşı açtığı davada ilk derece kararı.

Sık Sorulan Sorular

Komisyon yeni bir telif düzenlemesi mi öneriyor?

Henüz değil. İstişare, olası bir “hedefli girişim” için seçenekleri sınıyor ve bir seçeneğin listede yer almasının Komisyonun onu desteklediği anlamına gelmediğini açıkça belirtiyor. Bir eşik sorusu, doğru yaklaşımın mevcut durum, yumuşak hukuk, yasal olmayan tedbirler veya yeni bağlayıcı kurallar olup olmadığını soruyor.

İstişare AB dışındaki şirketleri ilgilendiriyor mu?

Esasen evet. Yapay Zekâ Tüzüğü'nün telife ilişkin yükümlülükleri, nerede eğitim yapmış olursa olsun AB pazarına genel amaçlı model sunan her sağlayıcıya zaten uygulanıyor ve istişare, AB telif kurallarının yapay zekâ eğitimine ülkesel uygulamasını netleştirme seçeneğini içeriyor. AB dışındaki kuruluşlar da görüş bildirebiliyor.

“24'te 21” rakamı ne anlama geliyor?

Rakam, ActuIA'nın 25 Eylül 2026'da yayımladığı ve yedi sağlayıcıya ait 24 eğitim içeriği özetini karşılaştıran görüş yazısından geliyor. 21 özette alan adı alanı bulunuyor ama belirli bir site adı içermiyor; DeepSeek'e ait diğer üç özette ise bölüm hiç yok. Bu tam bir sayım değil, bir örneklem; özetlerin Yapay Zekâ Tüzüğü'ne uygun olup olmadığına Yapay Zekâ Ofisi karar verecek.

Türk veya Kore hukuku korunan eserlerle yapay zekâ eğitimine izin veriyor mu?

FSEK'te metin ve veri madenciliği istisnası yok ve çoğaltma hakkı geçici kopyaları da açıkça kapsıyor. Kore hukukunda da özel bir TDM istisnası yok, ancak Telif Hakkı Kanunu'nun 35-5. maddesinde genel bir adil kullanım hükmü var; hükümet bu konuda bağlayıcı olmayan bir rehber yayımladı ve mesele yargı önünde. Hiçbiri, kullanımın AB'de hukuka uygun olup olmadığı sorusunu yanıtlamıyor.

Burhan Doğuş Ayparlar'ın Görüşü

Anketin en çok şey söyleyen yanı tek tek seçenekler değil, yapısı. AB'nin yapay zekâ eğitimine yedi yıldır verdiği yanıt tek bir kurala dayanıyordu: çekince koy. Bu istişare, kuralın tasarlandığı hâliyle tek başına işlemediğinin ilk resmî kabulü. Kural bir standart olmadan güvenilir biçimde kullanılamıyor, şeffaflık olmadan denetlenemiyor, işleyen bir lisans piyasası olmadan da gelire dönüştürülemiyor. Hak takibi ve lisans sorularındaki her seçenek, bu eksik parçalardan birini tamamlama girişimi.

Bana kalırsa en sonuç doğurucu seçenek, en az tartışılanı: Yapay Zekâ Tüzüğü'ne aykırılığa bağlanan kullanım karinesi. Zarif bir çözüm, çünkü ne yeni bir düzenleyici ne de yeni bir veri tabanı gerektiriyor; yalnızca idari bir ihlali özel hukuk yargılamasında ispata ilişkin bir sonuca dönüştürüyor. Eğitim içeriği özetlerine ilişkin ilk veriler doğrulanırsa, bu tür bir karine bilgi açıklamayı her türlü rehberden daha fazla iyileştirir. Zayıf yanı, Yapay Zekâ Ofisi'nin bir özetin ne zaman yetersiz kaldığını belli bir otoriteyle söyleyebilmesine bağlı olması; karine ile denetim birlikte tasarlanmalı.

Alan adı listesine alternatif olarak önerilen gizli bilgi verme ise temkinle karşılanmalı. Bir bilgi alma hakkı, ilk %10 alan adının listesinden daha işe yarar bilgi üretebilir; ama şeffaflığı kamusal alandan özel alana taşır ve gerekçeli talepte bulunabilecek güçteki aktörleri, yani tek tek yaratıcılardan çok büyük yayıncıları ve meslek birliklerini kayırır. Böyle bir değiş tokuş yapılacaksa kamuya açık listenin yerini almamalı, onu tamamlamalı.

Türk okurlar için çıkarılacak ders şu: yapay zekâ bakımından telif, modelin eğitildiği ülkeye göre değil, sunulduğu pazara göre düzenleniyor. Türk geliştiricilerin Avrupa yükümlülükleriyle karşılaşması için AB'de müşterilerinin olması yeterli; FSEK'te hiçbir TDM istisnasının bulunmaması ise Türkiye'de yapılan eğitimi AB'dekinden daha belirsiz bir zemine bırakıyor. Bu tablo, boşluğun FSEK m. 22 çerçevesinde mahkemelerce doldurulmasını beklemek yerine, istisna, çekince mekanizması ve şeffaflık yükümlülüğünün birlikte tasarlandığı bilinçli bir düzenlemeyi gerektiriyor. Adil kullanım rehberini tercih eden ve ilk büyük kararını bekleyen Kore de aynı sorunun bir benzeriyle karşı karşıya. Bu istişarenin sorduğu sorular doğru sorular; ne kadar iyi yanıtlanacakları ise Komisyonun önüne gelecek verilere, bu arada modelleri ve eserleri AB'deki kullanıcılara ulaşan AB dışı geliştiricilerin ve hak sahiplerinin durumuna ilişkin verilere bağlı olacak.

Bu yazı yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Yazı; Komisyonun 29 Eylül 2026 tarihli (1 Ekim 2026'da güncellenen) duyurusuna, EUSurvey'de yayımlanan ve 8 Ekim 2026'da erişilen ankete, Yapay Zekâ Tüzüğü ve DSM Direktifi metinlerine, Komisyonun 24 Temmuz 2025 tarihli şablon ve açıklayıcı notuna, Komisyonun Avrupa Parlamentosu'nun 10 Mart 2026 tarihli kararına verdiği cevaba, Hamburg Hanseatik Yüksek Eyalet Mahkemesi'nin (10 Aralık 2025) ve Münih I Bölge Mahkemesi'nin (11 Kasım 2025) basın açıklamalarına, Münih I Bölge Mahkemesi'nin ve GEMA'nın Suno kararına ilişkin 31 Temmuz 2026 tarihli açıklamalarına ve bu karara ilişkin yayımlanmış özetlere, BGH'nin 3 Eylül 2026 tarihli duruşmasına ilişkin basın haberlerine ve ActuIA'nın 25 Eylül 2026 tarihli (7 Ekim 2026'da güncellenen) incelemesine dayanmaktadır. Suno kararının ve Hamburg kararı gerekçesinin bir kısmının anlatımı, kararların tam metnine değil duyurulara ve yayımlanmış özetlere dayanmaktadır. LAION temyizinin sonucu, Like Company davasında Genel Avukat görüşünün durumu ve kararın tarihi ve tek tek eğitim içeriği özetlerinin mevzuata uygunluğu yazının kaleme alındığı tarihte belli değildi. Türk, Kore ve AB hukukuna ilişkin açıklamalar genel niteliktedir; somut durumlar ayrıca değerlendirilmelidir. Analiz ve değerlendirmeler yazara aittir.