Düzeltme (19 Ekim 2026): Bu haberin önceki sürümünde SB 867'nin arkadaş-botu yükümlülüklerini oyuncaklara genişlettiği (yasa, arkadaş-botu içeren oyuncaklara moratoryum getiriyor) ve SB 1276'nın yapay zekâ ile üretilmiş çocuk istismarı görüntülerine ilişkin boşluğu kapattığı (Kaliforniya bu materyali 2024'te AB 1831 ile zaten suç hâline getirmişti) belirtiliyordu; SB 1276'ya, Adam Raine'e ve "insan değilim" açıklama yükümlülüğünün kaynağına ilişkin ifadeler de düzeltildi.
Ne oldu?
Kaliforniya uzun süredir yapay zekâ düzenlemesinde ABD'de fiilen standardı belirleyen eyalet konumunda. Nüfusu, ekonomik ağırlığı ve teknoloji şirketlerinin merkezi olması nedeniyle burada çıkan bir kural çoğu zaman ulusal, hatta küresel bir asgari standarda dönüşüyor. 10 Eylül 2026'da imzalanan paket ise ilk kez genel amaçlı modelleri veya soyut "şeffaflık" yükümlülüklerini değil, doğrudan kullanıcının bir arkadaşı, sırdaşı ya da romantik partneriymiş gibi davranan sohbet botlarını hedef alıyor.
Vali makamının resmî açıklamasına göre paketin omurgasını, arkadaş botları için "sağlam koruma" öngören SB 1119 oluşturuyor. Yasaya, ChatGPT ile uzun süre yazıştıktan sonra 2025'te yaşamını yitiren 16 yaşındaki Kaliforniyalı genç Adam Raine'in adı verilmiş; ailesi OpenAI'a dava açtı. Bu isim yalnızca sembolik bir tercih değil; düzenlemenin bütün mantığı "bir ürün bir çocuğun en kırılgan anında yanındaysa, o ürünün hukuki sorumluluğu da ona göre olmalı" fikri üzerine kurulu.
Paket tek bir yasadan ibaret de değil. SB 1119'un yanında, reşit olmayan birinin cinsel içerikli canlı yayınını bilerek izlemeyi suç hâline getiren ve bildirim yükümlülüğüne esas çocuğun cinsel sömürüsü tanımını "dijital olarak değiştirilmiş veya yapay zekâ ile üretilmiş" materyali kapsayacak biçimde genişleten SB 1276, arkadaş-botu içeren oyuncakların satışına moratoryum getiren SB 867 ve yazılım uygulamalarında yaş-doğrulama sinyalleri isteyen AB 1856 gibi düzenlemeler de yer alıyor. Dolayısıyla paket, tek bir ürünü değil, çocukların yapay zekâyla temas ettiği bütün alanları (sohbet uygulaması, oyuncak, sosyal platform, uygulama mağazası) kapsayan bir mimari kuruyor.
"Arkadaş botu" neden ayrı bir hukuki kategori?
Bir arama motorunun ya da kurumsal asistanın aksine, arkadaş botunda bağ kurmak ürünün kendisidir: Bot hatırlar, iltifat eder, "seni özledim" der, kesintisiz "yanında" olur, kişiye özel bir ilişki üretir. Bu tasarım, özellikle ergenlerde güçlü bir duygusal bağlanmaya ve buna bağlı bir kırılganlığa yol açar; üstelik bu ürünlerin "yapışkanlığı" (engagement) doğrudan gelir modelinin bir parçasıdır.
Hukuken bir ürün kullanıcının güvenini ve duygusal bağımlılığını bilinçli olarak kışkırtıyorsa, ondan doğan özen yükümlülüğü de sıradan bir yazılımınkinden ağır olur. Sözleşme hukukunda buna "artan güven ilişkisi", sorumluluk hukukunda ise "öngörülebilir zarar" çerçevesinde yaklaşırız. SB 1119 da tam olarak bu ayrımı yasalaştırıyor ve arkadaş botunu, arızalanınca yenisi alınan bir tüketici elektroniği ürünü olarak değil, özen (duty of care) gerektiren bir ilişki alanı olarak tanımlıyor.
Bu kategori ayrımı, "yapay zekâ zarar verdi, kim sorumlu?" sorusuna verilen klasik yanıtları da değiştiriyor. Zarar botun tek bir "yanlış cevabından" değil de ürünün bütünsel tasarımından, yani bağ kurmaya, konuşmayı uzatmaya ve kullanıcıyı platformda tutmaya yönelik kararların toplamından doğuyorsa, sorumluluk da ürün tasarımı düzeyinde aranmalıdır. Yasanın "içerik denetimi" yerine "tasarım ve süreç yükümlülüğü" öngörmesinin nedeni de budur.
SB 1119 somut olarak ne getiriyor?
Vali makamının açıklaması ve yasanın yayımlanmış özetleri esas alındığında "Adam Yasası"nın getirdiği başlıca yükümlülükler dört başlıkta toplanabilir:
- Kriz protokolleri. Bot, kullanıcıda intihar düşüncesi ya da kendine zarar verme işaretleri sezdiğinde konuşmayı "doğal" biçimde sürdürmek yerine önceden belirlenmiş bir müdahale akışına geçmek ve kullanıcıyı gerçek kişilerden destek alabileceği kaynaklara ve kriz destek hatlarına yönlendirmekle yükümlü. Böylece "sohbeti sürdür" varsayılanı nötr bir mühendislik tercihi olmaktan çıkıp hukuken bir ihmal unsuru hâline gelebilir.
- Ebeveyn kontrolleri ve bilgilendirme. Reşit olmayan kullanıcılar için ebeveyn denetimi araçları ve güvenlik ayarları devre dışı bırakıldığında ebeveyni bilgilendirme zorunluluğu. Böylece koruma, çocuğun tek başına aşamayacağı bir "ikinci göz" katmanına bağlanıyor.
- Bağımsız denetim. Yasa, ülke çapında ilk kez bağımsız çocuk-güvenliği denetimi ve yıllık risk değerlendirmesi öngörüyor. Asıl yenilik, güvenliğin artık şirketin kendi beyanına değil, dışarıdan doğrulanabilir bir sürece bağlanması. "Biz güvenliyiz" demek yetmiyor; bunun bağımsız bir denetçiye kanıtlanması gerekiyor.
- "Ben insan değilim" açıklığı. Bu yükümlülük Vali makamının açıklamasında değil, yasanın yapay zekâ olduğunu açıklama hükümlerinde yer alıyor ve Kaliforniya'nın 2025'te arkadaş botları için getirdiği açıklama kuralının (SB 243) üzerine inşa ediliyor. Botun gerçek bir insan olmadığını kullanıcının anlayacağı biçimde açıklaması beklentisi. Bu yükümlülük, özellikle çocuklarda oluşan "gerçek bir arkadaş" yanılsamasını kırmayı amaçlıyor ve AB Yapay Zekâ Yasası'ndaki şeffaflık mantığının çok daha keskin, çocuğa odaklı bir uyarlaması niteliğinde.
Bu dört başlık birlikte okunduğunda karşımıza klasik bir "içerik moderasyonu" düzenlemesi değil, ürün güvenliği hukuku çıkıyor. Yasa, botun ne söylediğinden çok, tehlike anında nasıl davranmak ve kime hesap vermek zorunda olduğunu düzenliyor. Böylece otomobil ya da oyuncak güvenliğinde onlarca yıldır uygulanan ilke, yani ürünün öngörülebilir kötüye kullanım ve en savunmasız kullanıcı gözetilerek tasarlanması, yapay zekâya taşınıyor.
Paketin geri kalanı: istismar görüntüleri, oyuncaklar ve yaş doğrulama
SB 1276, belki de en rahatsız edici alanlardan birini ele alıyor. Üretken modellerin en karanlık kötüye kullanımlarından biri, gerçek bir çocuğu tasvir etmeyen ama çocuk istismarını normalleştiren sentetik görüntüler. Kaliforniya, "kurbanı olmayan suç" savunmasına 2024'te AB 1831 ile yanıt vermiş ve yapay zekâ ile üretilmiş çocuk cinsel istismarı materyalini ceza hukuku kapsamına almıştı. SB 1276 bunun üzerine inşa ediliyor: reşit olmayan birinin cinsel içerikli canlı yayınını bilerek izlemeyi suç hâline getiriyor ve bildirim yükümlülüğüne esas çocuğun cinsel sömürüsü tanımını ceza hukukuyla uyumlu hâle getirerek "yapay zekâ ile üretilmiş veya dijital olarak değiştirilmiş" materyali bu tanıma da dâhil ediyor.
SB 867, sohbet eden oyuncaklar bakımından daha ileri gidiyor: arkadaş-botu yükümlülüklerini oyuncaklara genişletmek yerine, arkadaş-botu içeren oyuncakların üretimine, satışına ve satışa sunulmasına 1 Ocak 2031'e kadar moratoryum getiriyor ve bunu bireysel dava hakkıyla destekliyor. Çocuğun konuştuğu botun ekranda mı yoksa bir peluş oyuncağın içinde mi olduğu, o çocuk için hiçbir fark yaratmıyor; yasa koyucu, oyuncaklar söz konusu olduğunda piyasayı düzenlemek yerine durdurmayı seçti. Yapay zekâlı oyuncakların hızla yaygınlaştığı bir dönemde bu adım, az konuşulsa da önemli.
AB 1856 ise yaş-doğrulama sinyallerini uygulama katmanına taşıyarak, korumanın "kullanıcı çocuk mu?" sorusundan başlamasını amaçlıyor. Pakette ayrıca öğrenci verisinin korunması, bağımlılık yaratan algoritmik akışların okul iletişim platformlarında yasaklanması ve çocuk istismarı içeriğinin bildirim mekanizmaları gibi tamamlayıcı düzenlemeler de yer alıyor. Yürürlük tarihleri resmî açıklamada tek tek belirtilmedi; şirketlerin nihai metinleri ve uygulama takvimini birincil kaynaktan izlemesi gerekiyor.
Küresel bağlamda nerede duruyor?
Bu paket, yapay zekâ düzenlemesinde sessiz bir yön değişiminin habercisi. Şu ana dek AB Yapay Zekâ Yasası'nın şeffaflık ve risk temelli yaklaşımı gibi büyük çerçeveler, modelin ne olduğuna (yüksek riskli mi, genel amaçlı mı) odaklanıyordu. Kaliforniya ise modelin kimi etkilediğine ve en kırılgan kullanıcıya odaklanan, zarar temelli (harm-based) bir düzenleme örneği veriyor. İki yaklaşım birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısı; biri sistemin mimarisini, diğeri sonucun insani bedelini düzenliyor.
Aynı hukuki refleksi son bir yıldır biriken diğer gelişmelerle birlikte okumak gerekiyor: Güney Kore'nin deepfake cinsel şiddet mevzuatı, yapay zekâ üretimi içeriğin zorunlu filigranlanması tartışmaları ve otonom sistemlerin bağımsız eylemlerinden doğan sorumluluk soruları. Bütün bu gelişmelerin ortak paydası, yapay zekâda soyut "etik ilkelerden" ölçülebilir ve denetlenebilir ürün yükümlülüklerine geçiş.
Türkiye açısından ne anlama geliyor?
Türkiye'de doğrudan "arkadaş botlarına" yönelik bir düzenleme yok; ancak Kaliforniya modeli, mevcut mevzuatımızın bu yeni ürün sınıfına nasıl uygulanacağı konusunda güçlü bir örnek oluşturuyor ve fiilî bir baskı yaratıyor. Öne çıkan başlıca kesişim noktaları şunlar:
- KVKK ve çocuk verisi. Reşit olmayan kullanıcıların bir bota anlattığı duygusal beyanlar, en hassas kişisel veriler arasında. Bir botun bu verileri işlemesi, saklaması ve modele geri beslemesi; açık rıza, amaçla sınırlılık ve veri minimizasyonu ilkeleri bakımından ciddi sorular doğuruyor. Çocuğun rızasının hukuki geçerliliği ve ebeveyn onayı ise ayrı bir tartışma konusu.
- Sorumluluk hukuku. Bir botun kriz anında özensiz davranması hâlinde, ayıplı hizmet (TBK) ve haksız fiil hükümleri gündeme gelir. Ürünün duygusal bağ kurma amacıyla tasarlanmış olması, öngörülebilirlik ve özen ölçütünü ağırlaştıran bir unsur olarak değerlendirilebilir; bu da "yapay zekâydı, öngöremezdik" savunmasını giderek zayıflatıyor.
- İçerik ve koruma. Yapay zekâ ile üretilmiş çocuk istismarı görüntüleri bakımından Kaliforniya'nın 2024'te AB 1831 ile kapattığı boşluk, TCK ve 5651 sayılı Kanun ekseninde Türkiye'de de açıkça ele alınması gereken bir alan. "Gerçek çocuk yok" savunmasının hukuken kabul edilebilirliği, önümüzdeki dönemin önemli tartışma konularından biri olacak.
- Tüketicinin korunması. Reşit olmayanlara pazarlanan, bağımlılık yaratacak biçimde tasarlanmış dijital hizmetler, tüketici mevzuatı ve reklam düzenlemeleri açısından da inceleme konusu olabilir.
Bir ürün Türk pazarına "arkadaş botu" ya da "yapay zekâ dostu" olarak giriyorsa, Kaliforniya'nın koyduğu ölçüt fiilen bir uyum referansına dönüşecek, uyuşmazlık hâlinde de mahkemeler ve düzenleyiciler için yorum kaynağı olacaktır.
Şirketler için uygulamada öncelikler
Duygusal bağ kuran bir ürün geliştiren, entegre eden ya da dağıtan şirketler için üç öncelik ortaya çıkıyor:
- Kriz mimarisi. Risk sinyali alındığında "konuşmayı sürdür" varsayılanından çıkılıp insan müdahalesine ve yönlendirme akışına geçilebilen bir tasarım. Bu artık isteğe bağlı bir "özellik" olmaktan çıkmış; olası bir yasal yükümlülük, daha da önemlisi etik bir zorunluluk hâline gelmiştir. Kriz akışının nasıl tetiklendiği, neyi kaydettiği ve nereye yönlendirdiği belgelenmeli.
- Denetlenebilirlik. Güvenlik iddialarının, bağımsız denetime dayanacak biçimde belgelenmesi; yıllık risk değerlendirmesinin gerçek bir kurumsal sürece bağlanması. "Güvenlik", pazarlama sloganı değil, dış doğrulamaya açık bir kanıt zinciri olmalı.
- Yaş ve ebeveyn katmanı. Kullanıcının çocuk olma ihtimalini varsayılan olarak ele alan yaş sinyalleri ve koruma ayarları zayıflatıldığında devreye giren ebeveyn bilgilendirme akışları. Tasarımın çıkış noktası "yetişkin kullanıcı" değil, "aksi kanıtlanana kadar çocuk olabilecek kullanıcı" olmalı.
Bu üç başlık, aslında tek bir ilkeye indirgenebilir: güvenliği sonradan eklenen bir katman değil, ürünün kurucu mimarisi hâline getirmek. Sonradan eklenen uyum her zaman daha pahalı, daha kırılgan ve hukuken daha savunmasızdır.
Bundan sonra ne izlenmeli?
Önümüzdeki dönemde üç gelişmenin yakından izlenmesi gerekiyor. İlki yürürlük tarihleri ve uygulama yönetmelikleri; yasanın ruhu kadar bağımsız denetimin nasıl işletileceğine ilişkin ikincil düzenlemeler de belirleyici olacak. İkincisi sektörün tepkisi ve olası yargısal itirazlar; "ifade özgürlüğü" ve "aşırı geniş tanım" argümanlarıyla açılabilecek davalar kuralın sınırlarını çizecek. Üçüncüsü sınır ötesi etki: Kaliforniya'daki kurallara uyum sağlayan ürünlerin aynı mimariyi küresel ölçekte uygulayıp uygulamayacağı, Türkiye dâhil pek çok pazar için fiilî standardı belirleyecek.
Burhan Doğuş Ayparlar'ın Görüşü
Bu bölüm, sitenin kurucusu ve avukat sıfatıyla kişisel değerlendirmemi içerir.
Kanaatimce "Adam Yasası", yapay zekâ düzenlemesinde fazla gürültü koparmadan atılmış ama köklü bir adım. Yıllardır tartıştığımız "şeffaflık" ve "hesap verebilirlik" ilkeleri, ilk kez tek tek tasarım kararlarına ve denetlenebilir yükümlülüklere dönüştürülüyor. Bir ürünün, kullanıcının duygusal bağımlılığını kışkırtmayı iş modeli hâline getirmesi hukuken nötr bir tercih değildir; bu tercih, ağırlaştırılmış bir özen borcunu da beraberinde getirir. Düzenlemenin merkezine "içerik" yerine "kriz anındaki davranış ve bağımsız denetim"i koyması bana bu yüzden isabetli görünüyor: hukuk, botun söylediği tek bir cümleyi kovalamak yerine, ürünün bütünsel güvenlik mimarisini sorguluyor.
Yasanın bir gencin adını taşıması ise bize asıl meselenin teknoloji değil, insan olduğunu hatırlatıyor. Düzenleme tartışmalarında sıklıkla "inovasyonu boğmayalım" refleksi öne çıkar; oysa gerçek inovasyon, en kırılgan kullanıcısını koruyamayan bir ürünün hiç var olmaması gerektiğini kabul etmekle başlar. Bu yaklaşım inovasyonu engellemez, aksine olgunlaştırır.
Türkiye özelinde beklentim, benzer bir düzenlemenin sıfırdan yazılmasından çok, KVKK'nın çocuk verisi rejimi, tüketici hukuku ve sorumluluk hükümlerinin bu yeni ürün sınıfına uyarlanarak yorumlanması yönünde olacaktır. Duygusal yapay zekâ ürünleri sunan ya da entegre eden şirketler açısından isabetli yaklaşım, kriz protokolünü, yaş katmanını ve bağımsız denetlenebilirliği bir hukuki risk kalemi olarak değil, ürünün kurucu güvenlik mimarisi olarak baştan tasarlamaktır. Bu alanda düzenleme artık teknolojinin arkasından gelmiyor, giderek önüne geçiyor; öngörülü davranan şirketler hem hukuken hem de itibar açısından kazançlı çıkacak.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık teşkil etmez. Olgular, Kaliforniya Valisi makamının 10 Eylül 2026 tarihli resmî açıklamasına ve yasaların yayımlanmış özetlerine dayanmaktadır; yorum ve değerlendirmeler yazara aittir. Kendine zarar verme veya intihar düşünceleriyle ilgili destek için Türkiye'de ALO 182 ve acil durumlarda 112 aranabilir.